İslami Haberler

Ana Sayfa Haberler Dini Haberler İslami Haberler Kadınlar Allah’a olan aşkı daha kolay idrak ediyor

Kadınlar Allah’a olan aşkı daha kolay idrak ediyor

Kadınlar Allah’a olan aşkı daha kolay idrak ediyor
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : İslami Haberler Yorumlar : 0 Okunma : 2365 Beğen : 0

Cemalnur Sargut, haftalardır iki kitabı Allah’ıma Sefere Çıktım ve Kur’an İle Var Olmak ile Radikal Kitap’ın çoksatan listesinde. Tasavvufi bir çevrede büyüyen yazarla yeni kitabı Mülk Sûresi vesilesiyle söyleştik.

Türkiye’de tasavvuf denildiğinde ilk akla gelen isimsiniz. Milyonlarca insana aktardığınız bu düşünce birey olarak sizin için ne ifade ediyor. Mesela bu kadar insanın sevdiği takip ettiği biri olmanızda, bu başarınızda nasıl bir rolü oldu?
Tasavvuf hâl ilmidir. Bu yüzden de ben acizane anlattığım şeyleri yaşamaya çalışan ve samimiyete çok inanan bir insanım. Bu kadar sevilmem Allah’ın bana bir lütfu. Biliyorsunuz bu sevilmeyi ancak Allah sağlar, kul sağlayamaz. Ben sadece söylediklerimi yaşamaya çalışan bir basit kulum. Başka hiçbir özelliğim yok. Bu yüzden de daima Allahıma şükrediyorum.

Kubbealtı Cemiyeti çevresinin içinde yetiştiniz. Hocanız Semiha Ayverdi’nin Türkiye’ye, tasavvufa katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz. Onun bıraktığı yerden bayrağı sizin devraldığınızı söyleyebilir miyiz?
Ben tasavvufi bir çevre içinde, derviş bir ailenin ve derviş bir cemaatin içinde yetiştim. Bu yüzden de karşımda daima söylediklerini hâl etmiş, yaşayan insanlar oldu. Tabii onlar içinde yaşamanın hem avantajı hem dezavantajı vardı. Avantajı, karşınızda anlattıklarını yaşayanları seyretmenizdi. Yani yaşayan Kur’an’ları, yaşayan Mesnevileri seyrediyordunuz. Bu yüzden de herkesin, hatta benim gibi birinin bile yaşayabileceğini öğrendim. Peygamberin niçin tam bir örnek olduğunu idrak etmeye çalıştım. Çok şanslıydım çünkü mürşidim, yani beni irşad eden, benim kalbimi Allah aşkıyla dolduran, ilm-i ledûn’u öğreten hocam kadındı. Ben iman ediyorum ki kadında Allah’a olan aşkı idrak daha kolay oluyor. Dolayısıyla kadınlığını kaybetmemiş ama dişilikten uzak, annelik vasfına sahip, safiye tecellisindeki bir mürşid-i kamilden ders almanın, onunla yaşamanın, onunla her şeyden mutlu ve memnun olmanın, daima hizmette olmanın, Hak için halkı sevmenin, halka hizmetin Hakk’a hizmet olduğunu öğrenmenin çok büyük faydalarını gördüm. Şimdilik sadece uygulamaya çalışıyorum ve bana öğrettiği gibi her ânımı boş geçirmeden yaşamaya çalışıyorum. Bayrağı devralıp almadığımı bilmiyorum. Çünkü hiçbir mürşidin bayrağı yerde kalmaz. Mutlaka bir şekilde taşınır. Ben sadece bir hizmetçiyim, İslam’a hizmet için yaşıyorum.

Yıllarca Türkiye’de özellikle modern-şehirli kesim dine uzaktı. Sizin yaklaşımınız, konuşma ve kitaplarınız onlara sıcak geliyor. Doğu mistisizmine ilgi duyan Batılılar vardır, acaba bizim modern kesimler de aynı paralelde bir ilgi ile mi sizi sevdi? Yani modernliğin yalnızlaştırıcı, kimsesizleştirici, atomize edici etkisi karşısında bir manevi arayışla mı size yöneliyorlar, ne dersiniz?
Bir kere ben, daima şehirliye de köylüye de eşit şekilde yaklaşan, yani şehirli köylü diye ayırmadan bütün yaratılmışlara eşit şekilde terbiye veren bir öğretmenin; Kenan er-Rifai Hazretleri’nin öğrencisiyim. Onu da devre devre, sosyete mürşidi diyerek, şehirlilere hitap ediyor, daha çok kültürlü insanları eğitiyor diyerek, Hazret-i Mevlana’nın da suçlandığı şeylerle suçlamışlar. Ama ben hocamın, gerçekten maddi ve manevi ilmi birleştirişiyle, tesir gücünün ne kadar yüksek olduğunu şimdi çok daha iyi anlayabiliyorum. Bu yüzden de Allahıma şükrediyorum ki, ben de fen eğitimi gördüm ve böylece günümüzün modern anlayışı içinde maddenin önemini yadsımadan manayı anlatmaya çalışıyorum.

Doğu mistisizmine bir ilgim yok. Ben sadece bütün, “Allah” demiş, yahut yaratıcıya inanmış felsefecilerin inançlarının, Allah’a giden yollardan biri olduğuna ama bütün bilgilerin aslının İslam olduğuna inanıyorum. Ayrıca mesela, meditasyonun ruhu daha hareketsizleştirdiğine, halbuki İslam ibadetlerinin ise insanı daima harekete, çalışmaya ve her an hizmete sevk ettiğine inanıyorum. Buda’yı da Gandi’yi de çok seviyorum ama onları, sadece peygamberimi anlatan birer yol olarak gördüğüm için seviyorum. Benim için asıl önemli tek bir sevgili var o da Hazret-i Muhammed’dir.

Evet bugün modern dünya, kapitalizm, “izm”ler, insanı yalnızlığa itiyor ve manadan uzaklaştırıyor ve insanlar maddenin içinde huzur bulamadıklarında, hayvan gibi yaşamanın yani yiyip, içip, üremenin bu alemde yeterli olmadığını, dünyaya gelmekten maksadın başka olduğunu hatırlıyorlar. Bu yüzden de tasavvufa meyil ediyorlar. Tasavvuf İslam’dan veya İslam şeriatından ayrı bir şey değildir. Bilakis şeriatın disipline ettiği İslam’ı yaşama tarzıdır. O yüzden de insanların bana değil de, benim anlatmaya çalıştığım Allah aşkına, affedici ve kucaklayan Allah’a yönelmelerini şahsen çok doğru buluyorum.

Yürürlükteki katı-sert-öfkeli, ama hepsinden öte “erkek”, yani “ataerkil” İslam hakkında ne düşünüyorsunuz?
Katı, sert, öfkeli İslam olamaz. Peygamber efendimiz bir hadisinde, insanın Allah aşkı ve manevi ilmi arttıkça yumuşaklığı yani hilmi artar, diyor. Bugün anlatılan terör gruplarının İslam ya da başka din olduğuna inanmıyorum. Bence İslam sevmek, kucaklamak, ancak korunmak için savaşmak ve gerçek savaşın nefsiyle yapılan savaş olduğunu idrak etmek demek olan Allah’a giden en kuvvetli yoldur. Gördüğüm kadarıyla, bugün Batı âlemi de İslam terbiyesi içinde, İslam ahlakıyla yaşıyor. Mesela bu sene Almanya’da kiliselerin benden anlatmamı istediği konu, gençlerin maneviyata nasıl çekilebileceğiydi. Anlaşılıyor ki Batı’da kiliseler insanları çekemiyor. O hâlde İslamî bakışa ihtiyaç olduğunu onlar da anladıkları için bizleri davet ediyorlar. Bu sene kilisedeki son konuşmada Hıristiyan profesör, aile kavramı konusunda İslam’a ihtiyaçlarının olduğunu, doğru yaşamanın ancak İslam olduğunu ve terörist İslam’ın da gerçek İslam olmadığını anlattı. Ayrıca bu profesör Almanya’da Frankfurt’un en büyük kiliselerinden birinin rahibiydi. Kendisi üçlemeye inanmadığını ve Allah’ın kâmil insan olmadığını, ancak kâmil insanda tecelli ettiğini anlattı. Bütün bunlar, kabul etsinler, etmesinler, artık İslam dininin ve İslam şeriatının Batı’da da hâkim olmaya başladığını gösteriyor.

Siz Müslüman kimliğinizle kamu oyunun önündesiniz, ama alışıldık muhafazakar yaşam tarzından farklısınız. Siz İslam’da kadının yerini nasıl tanımlıyorsunuz?
Ben alışıldık muhafazakâr yaşam hakkında çok bilgi sahibi değilim ama ben şeriata uymada muhafazakâr, maddi-manevi ilimleri günümüze taşımada modern olduğuma inanıyorum. Medeniyetin ise, kalbin içine Allah’ın peygamberini yani Allah sevgililerini oturtmak ve tıpkı peygamberin Medine’ye gelip o şehri medeni kılışı gibi, kalplerin içine de peygamber sevgisinin yerleştirilip, vücudun medenileşmesi gerektiğine inanıyorum. Ben şeriata ters veya şeriata aykırı bir insan değilim. Allah’ın emrettiği farzları yapmak için çok büyük gayret içindeyim. Allah kabul eder mi bilmiyorum ama hayatta beni en mutlu eden hadise, benimle namaza başlayan binlerce insan... Galiba öbür âleme götürebileceğim tek zevk bu.

İslam ise kadına, hiçbir dinin vermediği kadar yüce bir yer verir. 1950’lere kadar İngiltere’de kadın alınıp satılırken ortaçağda kadın yakılırken peygamber efendimiz kendini tartaklayan eşine hiçbir cevap dahi vermeden, “Ben Allah’ın sevdiği kuluyum çünkü Allah ailesine iyi davranan erkeği sever” diyerek bizi kadın konusunda uyarıyor. Ayrıca tasavvuf, bırakın kadına, erkeğe kötü muamele etmeyi, taşa toprağa, tahtaya, yani Allah’ın manasından bir mana taşıyan hiçbir şeye hürmetsizlik etmemeyi insana öğretir. Bu yüzden de ben kadının İslam’da çok yüksek değeri olduğuna inanıyorum. Ama maalesef ülkelerin anane ve gelenekleri nedeniyle kadın İslam’ın istediği yere oturamıyor. Bir diğer hatamız da, kadının dişi olarak kalması, gerçek kadınlığı ve anneliği idrak edemeyişi ve İslam’da kendisine verilen haklardan çok haberdar olmayışıdır.

İnanç hakkında yazan, konuşan çok kimse var neredeyse sizden başka tanınmış bir kadın yazar yok. Neden kadın din otoritemiz olamıyor?
Aslında bir çok tanınmış kadın yazar var. Ama galiba hiç kadın şârih; (şerh eden) ya da şerhleri birleştiren bir kadın olmadığı için benim Kur’an’ı Kerim ile ilgili yaptığım çalışmalar dünyada bir ilk. Gençlerden dolayı da çok çok mutluyum çünkü Kur’an çalışmalarımızı çok güzel takip ediyor, okuyorlar. Ağır olmasına rağmen itirazsız okuyorlar. İmza günlerinden bunu anlayabiliyorum. Bunu Allah’ın bir lütfu olarak düşünüyorum çünkü Kur’an’ın manasını bilmek mümkün değil, her an yeni bir mana ile tecelli ediyor. Mevlana’nın dediği gibi, “Kuran gelin gibidir, yüz görümlüğü vermeyene yüzünü açmaz”. Nefsinden vermeyene açmaz. Kin, nefret, kıskançlık içinde olanın Kur’an’ı anlaması mümkün değildir. Ayrıca mutasavvıflar, şu dört gruba Kur’an’ın manası inmez, diyor: yarın endişesi olana; politikacılara veya devlet büyüklerine yaranmak için onlara aşırı iltifat edenlere; ihvana yani Allah sevgililerine haset edenlere; dünya malına meyil edenlere.

Bunların dördüne de Kur’an’ın manası inmez deniyor. Bu yüzden, bunlardan arınarak Kur’an’ı daha derin, daha çeşitli manalarıyla idrak etmeye çalışıyoruz. Ben bu çalışmaların en çok kendime faydası olduğuna inanıyorum. İnşallah adam olabilirim diye Allahıma niyaz ediyorum.

Bugünlerde herkesin çokça konuştuğu “toplumdaki kutuplaşma” hakkında ne düşünüyorsunuz?
Maalesef insanlar bölünmeye çok meyilli. Allah da bizi farklı yaratmış, çünkü ayete bakarsanız hizmette bütünleşelim ve yarışalım diye bizleri farklı yarattığından bahsediyor. Bir insan vücuduna bile bakarsanız hiçbir organın diğeriyle aynı olmadığını görüyorsunuz. Mesela bütün hücrelerin yapısının aynı olmasına rağmen bir hücrenin mide hücresi, diğerinin bağırsak hücresi olduğunu, başka bir hücrenin akıl ve hafıza hücresi olduğunu görüyorsunuz Hepsi aynı çalıştığı halde, programlanışları farklı. Demek ki vazifelerimiz açısından farklılıklar var. Burada hata, bu farklılıkların aynı vücuda hizmet etmekten vazgeçip tek başlarına hareket etmeye çalışmaları. O zaman vücut düzeni tabi ki bozuluyor. Eğer birleşirsek yani hepimiz gerekli olduğumuza inanıp, farklılıkları hoş görmeyi öğrenirsek peygamberin yolunda olacağız. Gerçek Müslüman olacağız.

Toplumdaki dindar-laik, muhafazakar-modern kutuplaşmasını nasıl giderebiliriz?
Herkes kendine bir isim takıyor. Ben herkesin de aynı aşkla, aynı şeyleri hissettiğini fakat çözümlerde biraz farklılaştığını görüyorum. Beni Almanya’ya, camiiye davet eden gruplardaki hanımlardan bir tanesi siyasi yönden belli bir “izm”e bağlı, diğeri Alevi kökenli bir yurttaşımız, iki tanesi öğrenci, ve iki tanesi de âşıktı. Hepsi bir olup, beni davet etmişler. Bu beni o kadar memnun etti ki, mesela o “izm”i savunan kişi beni davet ettikleri programı yaptıktan sonra grubunun yürüyüşüne katılmış. Alevi olan yurttaşımız Cem evine aşure kaynatmaya gitmiş. Öğrenciler de okullarına gitmişler. Sonuçta toplantı da çok kalabalıktı ve herkes benimle beraberdi. Bana çok güzel bir şey söylediler, “Biz sizi nasıl anlamaya çalışmayız ki, çünkü siz Hak halkta tecelli eder diyorsunuz. Bizim de hizmetimiz halka dediler.” İşte hepimiz aynı yerde birleşiyoruz. Yeter ki tek vücuda, tek varlığa, Allah’a hizmet edelim. Ben farklılıkları seviyorum ama farklılıkların birleşmesi şartıyla seviyorum.

Bazı cemaatlerin aleyhinizdeki konuşmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Aleyhimde konuşan cemaate çok hürmetim var. İlmi yönden çok kuvvetli olduklarına inanıyorum. Belki bakış açıları, beni çok tanımadıkları için olabilir. İnşallah beni tanırlarsa o düşüncelerinin değişeceğine inanıyorum. Benim kendilerine çok büyük hürmetim olduğunu tekrarlıyorum.

Tasavvufun içinde de selefi-fundamentalist hareketlilikler var. Bu nasıl oluyor? Tasavvuf Allah sevgisini esas alır, Allah’ın gazabını temsile ve tatbike soyunan bu çevreler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Nerede kıymetli bir taş varsa onun mutlaka taklidi vardır. Yani elmas çok kıymetlidir ama mutlaka taklidi, zirkon vardır. İnci çok kuvvetlidir ama taklit inci de vardır. Elmasın hakikisini satın alamayan, parası yetmeyen taklidini alır. İncinin hakikisini alamayan onun sahtesi ile geçinir. Tasavvufun da özü zor bir iş, çok kolay değil. İnsan kin duymayacak, nefret duymayacak, her şeyden memnun olacak, Allah’a âşık olacak, “peygamber” diyecek, başka bir şey demeyecek. Anasından, babasından, eşinden, çocuğundan, çocuğundan çok peygamberini sevecek. Ciğeri titreyecek peygamberin adı geçtiğinde. Bunların herkesin yaşayacağı şeyler değil. Tasavvuf da moda olan bir kavram. En azından herkes meylediyor. Yani nasıl, ahlaksız insanlar bile ahlaklı olmaya meyil eder ve ahlaklı insanlara özenirler, bunun gibi, tasavvufu yaşayan insanların hadiselerden etkilenmeyişi, her hadiseden etkilenip ruh hastası olan insanlara çok hoş geliyor. Dolayısıyla bunu yapamayınca da onu belli bir ‘izm’ altında, belli bir isim altında iddia etmeye çalışıyorlar. Ben onları da anlayışla karşılıyorum. İnşallah Allah isterse, ki her şey O’nun iki parmağının arasındadır, herkesi tasavvufun hakikatine yani peygamber efendimizin yaşam biçimine götürür, o yaşam biçimini hepimizin hâl etmesini sağlar inşallah.

MÜLK SÛRESİ
“tebâreke”
Cemalnur Sargut
Nefes Yayınları
592 sayfa, 2014, 32 TL.

RADİKAL GAZETESİ



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi

Yorum Yaz


Yazdığınız yorumların genel ahlak kurallarına uygun olmasına özen gösteriniz. Ayrıca yazdığınız yorumlarda isminiz e postanız eksik yanlış olmamalıdır aski halde yorumlarınız onaylanmaz dikkate alınmaz cevap verilmez.

Haberler