Alevilik

HZ. FATIMANIN ŞEHADETİ

  • Ceyhun Ahmedov
    Ceyhun Ahmedov
    dunyadinleri.com/ceyhuna6743
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : DiğerYerler
    Meslek : Öğrenci
    Giriş : 43
  • Yazan : Ceyhun Ahmedov Tarih : Kategori : Alevilik Cevaplar : 0 Okunma : 5667 Beğeniler : 0
    HZ. FATIMANIN ŞEHADETİ
    HZ. FATIMA'NIN ŞEHADETİ

    Hz. Peygamber'in Vefatı ve Fatıma

    Peygamberimizin (s.a.a) hastalığı ağırlaşıp, acıları iyice artıp ölüm anı yaklaşınca, Emirü'l-Müminin Ali (a.s) mübarek başlarını kaldırıp kucağına koydu. Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.a) bayıldı. Fatıma (a.s) yüzüne bakıyor, ağıtlar yakıyor, göz yaşları dökerek şöyle diyordu:

    "Beyaz yüzlüdür. Yüzü hürmetine bulutlardan yağmur istenir. / Yetimlerin koruyucusu, dulların sığınağıdır."

    Resulullah (s.a.a) gözlerini açtı ve inilti şeklinde çıkan zayıf bir sesle şöyle buyurdu: "Kızım şöyle de: Muhammed sadece bir peygamberdir. Ondan önce daha nice peygamberler gelip geçti. Şimdi eğer o ölür veya öldürülürse, topuklarınızın üzerinde geri mi döneceksiniz? Kim iki topuğu üzerinde geri dönerse, bilsin ki Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenleri ödüllendirecektir."

    Fatıma (a.s) uzun uzun ağladı. Peygamberimiz (s.a.a), yaklaşması anlamında işaret etti. Fatıma'ya gizlice bir şeyler fısıldadı. Bunun üzerine az önce ağlayan Fatıma'nın yüzü sevinçten parladı. Nitekim Buharî ve Müslim, Sahih'lerinde Aişe'den şöyle rivayet etmişlerdir:

    "Karşıdan Fatıma geliyordu. Yürüyüşü tıpkı Hz. Peygamber'in (s.a.a) yürüyüşü gibiydi. Hz. Peygamber (s.a.a), 'Hoş geldin, kızım.' dedi. Sonra onu sağına ya da soluna oturttu. Ardından ona gizlice bir şeyler fısıldadı. Bunun üzerine Fatıma ağlamaya başladı. Dedim ki: 'Resulullah (s.a.a) sana özel bir şeyler söylediği hâlde ağlıyor musun?' Ardından Resulullah (s.a.a) yine gizlice ona bir şeyler söyledi. Bu sefer Fatıma tebessüm etti. Dedim ki: 'Bugünkü gibi, sevinçle hüznün bu kadar birbirlerine yakın olduklarını görmemiştim.' Fatıma'ya Hz. Peygamber'in (s.a.a) kendisine ne söylediğini sordum. Dedi ki: 'Resulullah'ın (s.a.a) sırrını ifşa edemem.' Sonra Hz. Peygamber efendimiz (s.a.a) vefat edince, bir kez daha Fatıma'ya Peygamber'in (s.a.a) o zaman kendisine ne söylediğini sordum. Dedi ki: Peygamber (s.a.a) bana şunu söyledi: 'Cebrail her sene Kur'ân'ı bir kere bana tekrarlardı. Bu sene iki kere tekrarladı. Ben, bunu ecelimin yaklaştığına yoruyorum.' Bunun üzerine ağladım. Sonra bana dedi ki: 'Sen benim ailem içinde bana en önce kavuşacak kimsesin. Ben, ne güzel selefim senin için. Sen cennet kadınlarının efendisi olmak istemez misin?' Bunu deyince, ben de sevinçten güldüm."

    Enes'in şöyle dediği rivayet edilir: Peygamberimizin (s.a.a) vefat ettiği son hastalığı esnasında Fatıma (a.s) yanında oğulları Hasan ve Hüseyin (a.s) olduğu hâlde, Hz. Peygamber'in (s.a.a) yanına geldi. Peygamber'in (s.a.a) üzerine kapandı. Göğsünü göğsünün üzerine koydu ve ağlamaya başladı. Peygamber (s.a.a) ona dedi ki: "Ey Fatıma! Benim için ağlama. Dövünme, yüzünü tırmalama. Benim için saçını başını yolma. Ah-u figan edip vaveyla koparma. Allah'a sığınarak teselli bul." Ardından ağladı ve şunları söyledi: "Allah'ım! Ehlibeyt'im sana emanettir. Allah'ım! Bunlar, sana ve müminlere bıraktığım emanettirler."

    İmam Musa b. Cafer'in, babasından (her ikisine selâm olsun) şöyle rivayet ettiği belirtiliyor: "Hz. Peygamber (s.a.a) vefat edeceği sabahın hemen öncesindeki gece, Peygamberimiz (s.a.a) Ali'yi, Fatıma'yı, Hasan ve Hüseyin'i çağırdı. Onlar gelince de kapıyı üzerlerine kapadı ve 'Ey Fatıma!' dedi. Fatıma'yı kendisine yaklaştırdı. Gece boyunca gizli gizli onunla bir şeyler konuştu. Konuşmalar uzun sürünce Ali, Hasan ve Hüseyin'i de alarak kapıda durdular. İnsanlar kapının önünde durmuşlardı. Peygamber'in (s.a.a) eşleri de Ali ve oğullarına bakıyorlardı…"

    Ali (a.s) şöyle anlatır: "Çok geçmeden Fatıma (a.s) beni çağırdı. Peygamber'in (s.a.a) yanına girdiğimde, zorlukla nefes alıp veriyordu. Bana dedi ki: Niye ağlıyorsun ey Ali? Ağlama zamanı değildir, bu zaman... Seni Allah'a emanet ediyorum, ey kardeşim! Rabbim, benim için yanındaki nimetleri seçti... Ben sizi Allah'a emanet ettim ve Allah sizi emanet olarak kabul etti. Ben kızım Fatıma'ya bazı şeyler vasiyet ettim, onları sana anlatmasını emrettim. Sen de onun söylediklerini derhal uygula. Çünkü Fatıma, doğru sözlü ve sözleri tasdik edilen, doğrulanan biridir."

    Sonra Hz. Peygamber (s.a.a) Fatıma'yı bağrına bastı ve başını öptü ve dedi ki: "Baban sana feda olsun, ey Fatıma!" Bunun üzerine Fatıma (a.s) sesli ağlamaya başladı, sonra babası yine onu kucakladı ve şöyle buyurdu: "Allah'a yemin ederim ki, senin öfkelenmenden dolayı Allah intikam alır ve öfkelenir. Yazıklar olsun zalimlere, yazıklar olsun!" Ardından Resulullah da (s.a.a) ağladı.

    Ali (a.s) şöyle der: "Hz. Peygamber (s.a.a) ağlayınca, yüreğimin bir parçası gitti sandım. Çünkü göz yaşları yağmur gibi akıyordu. Göz yaşları sakallarını ve üzerindeki çarşafı ıslatmıştı. Fatıma'ya sarılmış bırakmıyordu. Başı da benim göğsümün üstündeydi. Ona destek oluyordum. Hasan ve Hüseyin de hüngür hüngür ağlıyorlardı."

    Ali (a.s) devamla şöyle der: "Eğer Cebrail o sırada evdeydi, desem, doğru söylemiş olurum. Çünkü kimden geldiğini bilmediğim bir ağlama sesini duyuyordum. Bunların meleklerin ağlama sesleri olduğunda kuşku yoktu. Çünkü Cebrail böyle bir gecede Peygamber'i (s.a.a) yalnız bırakacak değildi. Fatıma (a.s) öylesine ağlıyordu ki, göklerin ve yerin onun hâline ağladığını sanıyorum."

    Sonra Hz. Peygamber (s.a.a) Fatıma'ya (a.s) şunları söyledi: "Kızım! Sizi Allah'a bırakıyorum. O, halifelerin en iyisidir. Beni hak üzere peygamber olarak gönderen Allah'a andolsun ki, sizin ağlamanız üzerine, Allah'ın Arş'ı, onun çevresindeki melekler, gökler, yerler ve bu ikisi arasındaki varlıklar ağladılar. Ey Fatıma! Beni hak üzere peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben girmeden diğer varlıklara, cennete girmek haram kılınmıştır. Benden sonra oraya ilk girecek Allah'ın kulu sensin. Giyinmiş, süslenmiş ve nimetlerle bezenmiş olarak oraya gireceksin. Ey Fatıma! Ne mutlu sana! Beni hak üzere peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, cehennem öyle bir uğultu çıkarır ki, yaklaştırılmış tüm melekler ve gönderilmiş tüm elçiler kendilerini kaybederler. Bu sırada cehenneme şöyle seslenilir: 'Ey cehennem! Cabbar olan Allah diyor ki: Benim izzetim hakkı için sakin ol ve durul. Ta ki Muhammed'in kızı Fatıma cennetlere gitsin. Orada yoksulluk ve zillet çekmesin.' Beni hak üzere peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Hasan ve Hüseyin de cennete girerler. Hasan senin sağında, Hüseyin de senin solunda yer alır. En yüksek cennette, Allah'ın huzurunda, onurlu bir konuk gibi ağırlanacaksın. Hamd sancağı da Ali b. Ebu Talib'in (a.s) elinde olur. Beni hak üzere peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, sana düşmanlık edenlerle bizzat muhakemeleşeceğim. Senin hakkını alan, senin sevgini kesen ve bana karşı yalan uyduran kimseler pişman olacaklardır. Onlar kıyamet günü benden uzaklaştırılacaklar. Ben, 'Ümmetim! Ümmetim!' diye bağıracağım. Denilecek ki: Onlar senden sonra [sünnetini] değiştirdiler. Bu yüzden çılgın alevli ateşe sürüklendiler."

    Fatıma (a.s), gece gündüz ağlamayı, inlemeyi sürdürdü. Göz yaşları durmadan akıyordu. Sonunda komşuları bu acıya dayanamadılar. Medine'nin ileri gelenleri toplanıp Emirü'l-Müminin'e (a.s) gittiler ve dediler ki: "Ey Ali! Fatıma gece gündüz ağlıyor. Hiçbirimiz gece yatağında rahat uyuyamıyor, gündüz huzur bulup da kendini işine veremiyor. Rızkımızı temin etmek için çalışamıyoruz. Ona söylesen, ya gece ağlasın ya da gündüz ağlasın." Bunun üzerine Emirü'l-Müminin (a.s) Fatıma'nın (a.s) yanına geldi ve şöyle dedi: "Ey Resulullah'ın (s.a.a) kızı, Medine'nin yaşlıları bana gelip sana, ya gece ya da gündüz baban için ağlamanı istememi önerdiler." Fatıma (a.s) şu karşılığı verdi: "Ey Ebu'l-Hasan! Onların arasında çok kalmayacağım. Çok geçmeden onlardan ayrılıp gideceğim." Sonunda Emirü'l-Müminin (a.s) Bakî mezarlığının arkasında Medine'nin dışında bir ev yapmak zorunda kaldı. Bu eve de "Beytu'l-Ahzan" (Hüzünler Evi) adını verdi. Sabah olunca Fatıma (a.s), Hasan ve Hüseyin'i (a.s) önüne katarak Bakî mezarlığına gidip ağlıyordu. Akşam olunca Emirü'l-Müminin (a.s) yanına gidiyor, evine kadar ona eşlik ediyordu.

    Fatıma'nın Ahiret Yolculuğundan

    Önceki Son Saatleri

    Hz. Fatıma (a.s), can verdiği gün bütünüyle yatağa düşmüştü. Bir deri, bir kemik kalmıştı. Tamamen iskeletten ibaret bir kemik yığınıydı. Babasını rüyasında görmüştü, ona şöyle diyordu: "Kızım! Bana gel. Seni çok özledim." Ardından şöyle demişti: "Bu akşam yanıma geleceksin!…"

    Uykusundan uyandı, ahiret yolculuğunun hazırlıklarına başladı. Doğru sözlü ve söyledikleri doğrulanan ve "Beni rüyada gören gerçekten görmüştür." diyen babasından yolculuğa çıkacağını duymuştu. Şu hâlde haberin doğruluğundan kuşkulanmaya, tereddüt etmeye gerek yoktu.

    Gözlerini açtı. Bütün gücünü topladı. Ölüm öncesi son silkiniş sürecini yaşıyordu belki de. Gerekli hazırlıkları yapmak için ayağa kalktı. Hayatının bu son anlarını ganimet bildi. Hz. Zehra duvara tutunarak evin su bulunan tarafına doğru yürüdü. Titrek elleriyle çocuklarının elbiselerini yıkadı. Sonra çocuklarını çağırdı, başlarını yıkadı. Bu sırada İmam Ali eve girdi. Sevgili eşinin hasta yatağından kalktığını, ev işlerini yapmaya başladığını gördü.

    İmam, ona bakınca yüreği sızladı. Fatıma (a.s), sağlıklı zamanlarında bile kendisini yoran ağır işlere bu hâldeyken yeniden koşmuş olduğuna yüreği dayanamadı. Sağlığı bozulduğu hâlde, bu ağır işleri yapmaya kalkmasının sebebini sormasında şaşılacak bir şey yoktu elbette. Fatıma (a.s) da büyük bir açıklıkla, bu günün, hayatının son günü olduğunu, çocuklarının başlarını ve elbiselerini yıkamak için kalktığını söyledi. Çünkü bu günden sonra anneleri olmayacak, yetim kalacaklar. İmam (a.s), bu haberin kaynağını sordu, Fatıma (a.s) gördüğü rüyayı anlattı. Fatıma (a.s) bizzat kendisi, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kendi ölüm haberini eşine vermiş oluyordu.

    İbn Abbas, Fatıma'nın (a.s) yazılı bir vasiyetini rivayet etmiştir ve bu rivayette şöyle deniyor:

    "Bu, Resulullah'ın (s.a.a) kızı Fatıma'nın vasiyetidir. O bu vasiyette bulunurken Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve resulü olduğuna, cennetin ve cehennemin hak olduğuna, kıyamet gününün gelmesinde şüphe bulunmadığına ve Allah'ın kabirlerde bulunan herkesi dirilteceğine şahitlik etmektedir. Ey Ali! Ben, Muhammed'in kızı Fatıma'yım. Allah beni seninle evlendirdi ki, dünya ve ahirette senin olayım. Sen başkalarından daha çok bana yakınsın. Na'şımın üzerine kâfur dök, beni yıka ve geceleyin beni kefenle. Namazımı kıl ve cenazemi geceleyin defnet. Hiç kimse bilmesin. Seni Allah'a emanet ediyorum ve çocuklarıma selâm söyle kıyamete kadar."

    İslâm'da İlk Tabut Uygulaması

    Esma bint-i Umeys'ten rivayet edilir ki, Fatımatü'z-Zehra (a.s) Esma'ya şöyle dedi: "Ben ölen kadınların görüntüsünden hiç hoşlanmıyorum. Üzerine bir giysi atıyorlar ve bu giysi onun bedenini gösteriyor." Esma, "Ey Resulullah'ın (s.a.a) kızı! Habeşistan'da iken gördüğüm bir şeyi sana göstereyim." dedi ve yaprakları soyulmuş yaş hurma çubuklarının getirilmesini istedi. Sonra getirilen bu çubukları düzeltti ve bunların üzerine bir örtü serdi. Fatıma (a.s) dedi ki: "Ne güzel bir şey bu. Bunun içindeki ölünün kadın mı, erkek mi olduğu belli olmaz."

    Ömrünün Son Anları

    Hz. Fatımatü'z-Zehra (a.s) evin ortasına serili yatağına döndü ve yüzünü kıbleye çevirerek yatağa uzandı.

    Söylendiğine göre, Fatıma kızları Zeyneb ve Ümmü Gülsüm'ü Haşimoğulları'ndan bir kadının evine gönderir ki, annelerinin ölümünü görmesinler. O, bunları, kızlarına duyduğu şefkatin, merhametin gereği olarak yapıyordu ki, ölüm musibetinin o ağır etkisinden korunsunlar.

    İmam Ali, Hasan ve Hüseyin (hepsine selâm olsun) o sırada evin dışındaydılar. Belki de o sırada zorunlu olarak ve belli bir maksada binaen dışarı çıkmışlardı.

    Esma'dan rivayet edilir ki, Fatımatü'z-Zehra (a.s) son nefesini vermek üzereyken Esma'ya şöyle dedi: "Resulul-lah (s.a.a) vefat ederken Cebrail cennetten kâfur getirmişti. Resulullah bu kâfuru üç kısma ayırdı; bir kısmını kendisi için, bir kısmını Ali için ve bir kısmını da benim için..." Sonra şöyle dedi: "Ey Esma! Babamın falan yerde bulunan kâfurunun geri kalanını getir ve başımın ucuna koy." Esma kâfuru getirip başının ucuna koydu. Sonra, namaz kılmak için abdest alırken Esma'ya şöyle dedi: "Sürdüğüm kokuyu getir. Namaz kılarken giydiğim elbiselerimi getir." Sonra abdest aldı. Örtüyü üzerine serdi ve şöyle dedi: "Biraz bekle, sonra beni çağır. Cevap verdiysem bir şey yok demektir. Ama cevap vermediysem, bil ki babamın yanına gitmişim. O zaman hemen Ali'yi çağır."

    Artık ölüm anı iyice yaklaşınca, perde kalktı ve Fatıma efendimiz (a.s) keskin bir bakış yöneltti ve şöyle dedi: "Cebrail'e selâm olsun. Resulullah'a selâm olsun. Allah'ım, Resul'ünün yanına al. Allah'ım, hoşnutluğuna, katına, yurduna, esenlik yurduna al…" Sonra şöyle dedi: "Şu gök halkının kervanıdır. Şu, Cebrail; şu da Resulullah'tır (s.a.a); bana sesleniyor: Kızım! Gel! Burada seni karşılayacak şey senin için daha hayırlıdır." Gözlerini açtı ve şöyle dedi: "Ve aleyke's-selâm, ey ruhları kabzeden! Acele et, bana acı verme." Ve ardından şöyle dedi: "Gelişim sana olsun Rabbim, ateşe değil." Göz kapakları yumuldu, elleri yana düştü, ayakları boylu boyunca uzanıverdi.

    Esma seslendi, cevap vermedi. Yüzündeki örtüyü kaldırdı. Fatıma (a.s), hayattan ayrılmıştı. Üzerine kapandı, bir yandan öpüyor, bir yandan da şöyle diyordu: "Ey Fatıma! Baban Resulullah'ın (s.a.a) yanına gittiğin zaman Esma bint-i Umeys'ten selâm söyle."

    Hz. Fatıma'nın (a.s) Vefat Tarihi

    Hz. Fatıma'nın (a.s) hicrî on birinci senesinde vefat ettiğinde kuşku yok. Çünkü Resulullah (s.a.a) hicrî onuncu senede Veda Haccı'nı yapmış ve on birinci senenin başlarında vefat etmişti. Tarihçiler, Fatıma'nın (a.s), babasının vefatından sonra bir seneden daha az bir süre yaşadığı hususunda görüş birliği içindedirler. Ayrıca onun, babası hayatta iken, gençliğinin baharında ve sağlıklı olduğu da bilinmektedir. Ama vefat ettiği gün ve ay hususunda derin farklılıklar var tarihçiler arasında.

    Bazılarından Hz. Fatıma'nın (a.s), Hz. Resulullah'tan (s.a.a) sonra altı ay daha yaşadığı rivayet edilmiştir. Bazıları, doksan beş gün yaşadığını, bazıları da yetmiş beş gün veya bundan daha az bir süre yaşadığını söylemişlerdir. Örneğin İmam Cafer Sadık'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Fatıma (a.s), hicretin on birinci senesinin cemaziyelahir ayının üçüncü gününe denk gelen salı günü vefat etmiştir."

    Yine İmam Muhammed Bâkır'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Fatıma (a.s) vefat ettiği zaman yaşı, on sekiz yıl, yetmiş beş gündü."

    Cabir b. Abdullah el-Ensarî'den şöyle rivayet edilmiştir: "Peygamberimiz (s.a.a) vefat ettiği zaman Fatıma'nın yaşı, on sekiz yıl, yedi aydı."

    Tarih yazarlarından Ebu'l-Ferec İsfahanî şöyle der:

    "Fatıma (a.s), Resulullah'ın (s.a.a) vefatından bir süre sonra vefat etmiştir. Bu sürenin ne kadar olduğu hususunda ihtilâf vardır. En fazla olduğunu söyleyenlere göre altı ay, en az olduğunu söyleyenlere göre de kırk gündür. Fakat İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s) gelen sahih bir rivayette Fatıma'nın (a.s) Peygamberimizden (s.a.a) üç ay sonra vefat ettiği belirtilmektedir."

    Böylece erdemlerle, örnek menkıbelerle, esasî duruşlarla ve şerefli konum almalarla dolu o görkemli hayat sona erdi.

    Doğduğu gün, şehit edildiği gün ve diriltileceği gün, Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi onun üzerine olsun.

    Allah’ın rızasının ölçüsü olan yüce şahsiyet Hz. Fatıma’nın şehadet yıldönümünü başta aziz torunu İmam Mehdi’ye(a.f) ve tüm dostlarına taziyet arzederiz.

    Allah ziyaret ve şefaatini dostlarına nasip etsin. Amin

    - Âl-i İmrân, 144

    - Müsned-i Ahmed, 2/282

    - Biharu'l-Envar, 22/490. Hadisin son bölümleri için ayrıca bk. Sahih-i Buharî, Kitabu'l-Fiten, 1-5 numaralı hadisler.

    - Biharu'l-Envar, 43/177

    - Biharu'l-Envar, 43/214

    - Keşfu'l-Gumme, 1/503; Biharu'l-Envar, 43/213; Tehzibu'l-Ahkâm, 1/469

    - Delailu'l-İmame, Taberî, s.45 Keşfu'l-Gumme 1/53

    - Menakıbu Âl-i Ebi Talib 2/357

    - bk. Keşfu'l-Gumme, s.128

    İmza