Şomronimler /Samiriler

Samirilerin Kökeni ve Tarihçesi

Samirilerin Kökeni ve Tarihçesi
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : Şomronimler /Samiriler Yorumlar : 0 Okunma : 1664 Beğen : 1

Yahudilerle benzer inanç ve ibadetlere sahip olan, ancak ayrı bir grup olarak varlığını sürdüren dini-etnik topluluk.

Arapça’da Samire veya Samiriyyun şeklinde isimlendirilen Samiriler’in gerek adı gerekse kökeni hususunda biri yahudi, diğeri Samiri kaynaklarına dayanan iki farklı görüş mevcuttur. Yahudiler bu grubu, Filistin topraklarının kuzeyindeki Samiriye şehri ve çevresi için kullanılan İbranice Şomron kelimesine nisbetle Şomronim diye adlandırır. Şomronim ismi Eski Ahid’de dini ve etnik açıdan karışık bir topluluğu ifade etmek üzere bir yerde geçer (II. Krallar, 17/29). Şamerim (Şomerim) ismini benimseyen Samiriler ise kendilerini olumsuz çağrışımı olan Şomronim ile ilişkilendirmeyip İsrail (Yusuf ve Levi) soyundan gelen ve kohenliği devam ettiren bir topluluk diye kabul eder. İbranice’de şamerim “gözetenler, koruyucular” manasına gelir. “Tanrı ile yapılan ahdin ve hakikatin muhafızları” anlamında kullanılan kelime bu anlamıyla diğer İsrailoğulları’nın ahdi korumadaki gevşekliği imasını da içerir.

Samiri kaynaklarına göre İsrailoğulları, Kenan topraklarına yerleştikten sonra üç yüzyıl boyunca kuzeydeki Şekem bölgesinde (bugünkü Nablus’un doğusu) bir yer olan Gerzim dağını kutsal mekan kabul etmiş ve takdimelerini burada sunmuştur. Fakat başkohen Uzzi döneminde yaşayan Eli isimli bir kohen İsrailoğulları’ndan bir kısmını Şilo’ya göçmeye ikna etmiş ve burada yeni bir sunak kurmuştur (M. Kürd Ali, VI, 214; Mustafa Murad ed-Debbağ, II, 250-251). Bu anlayışa göre İsrailoğulları’nın ana gövdesini Samiriler temsil etmekte olup Asurlular’ın kuzeydeki İsrail Krallığı’nı ele geçirmesinin ardından buradaki varlıklarını devam ettirmişlerdir. Kohen Eli’ye uyup ayrılık çıkaranlar daha sonra yahudi diye isimlendirilen topluluğu oluşturmuştur.

Samiriler’in kökeniyle ilgili yahudi kaynaklarında yer alan görüş ise II. Krallar kitabındaki pasaja dayanır (17/24-41). Buna göre Asur Kralı II. Sargon kuzeydeki İsrail Krallığı’nı ele geçirince buradan sürdüğü İsrail kabileleri yerine Babil, Kuta, Ava, Hamat ve Sefarvayim’den getirdiği grupları Samiriye diye bilinen bu bölgeye yerleştirdi. İsrail Tanrısı’na tapınmadıkları için Tanrı bu karışık grup üzerine aslanlar göndererek bazılarını yok etti. Ardından Asur kralının isteğiyle sürgün edilen kohenlerden biri gelip bu topluluğa Tanrı’ya nasıl ibadet edeceklerini öğretti, böylece aslanların saldırısından kurtuldular. Fakat eski politeist inançlarını gizlice uygulamayı sürdürdüler. Yahudi telakkisinde Samiriler bu topluluğun devamı sayılmış ve sürgün sonrasında mabedin tekrar inşasını engellemeye çalışan Ezra kitabındaki (bab 4) ayrılıkçı grupla özdeşleştirilmiştir.

Rabbani literatürde Samiriler, Babil tanrısı Nergal’e tapınma merkezi olan Kuta’ya nisbetle Kutim diye isimlendirilmiştir (Baba Kamma, 38b; Sanhedrin, 85b). Samiriler ile yahudiler arasındaki ayrılık ve hizipleşmenin ne zaman ortaya çıktığı bilinmemekte, arkeolojik kazılar, Gerzim dağında milattan önce IV. yüzyılda inşa edilen ve milattan önce II. yüzyılda yıkılan bir Samiri mabedinin varlığına işaret etmektedir.

İslam kaynaklarından Makdisi, Şehristani ve Kalkaşendi, Samiriler’i yahudilerin bir grubu olarak değerlendirir. Kalkaşendi Karailer’in ve Rabbani yahudilerin Samiriler’i yahudi saymadıklarını kaydeder (Subhu’l-aşa, XIII, 270-271). Makdisi, Samiriler’in yahudi şeriatının büyük bir kısmını ve Yeşu’dan sonra gelen peygamberleri Tevrat’ta yer almadıkları gerekçesiyle kabul etmediklerini belirtir (el-Bed ve’t-tarih, IV, 34). Şehristani, Samiriler’in temizlenmeye (taharet) özel bir önem verdiğini, kıblelerinin Gerzim dağı olduğunu söyler. Onun kaydettiğine göre Samiriler, Allah’ın Davud’a Nablus dağında (Cebelinablus veya Tur) bir mabed (beytülmakdis) yapmasını emrettiğine, Davud’un buna karşı çıkarak zalim olduğuna inanmaktadır. Samiriler diğer İsrailoğulları’ndan ayrı olarak Allah’ın gösterdiği bu kıbleye yönelmektedir (el-Milel ve’n-nihal, s. 219-220 dunyadinleri.com). Belazüri ise Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın, müslümanlara yardımlarından dolayı Ürdün ve Filistin’deki Samiriler’le cizye ödemeyeceklerine dair bir antlaşma yaptığını kaydeder (Fütuh, s. 226). Daha sonraki dönemde belirlenen cizyeyi ödemede zorluk çeken Nablus’taki Samiriler’e düşen cizye miktarını devrin halifesinin (246/860) 5 dinardan 3 dinara indirdiği nakledilmiştir.



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi