İslamiyet Mezhepleri

Kerramiyye Mezhebi ve Kerramiler

Kerramiyye Mezhebi ve Kerramiler
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : İslamiyet Mezhepleri Yorumlar : 0 Okunma : 8453 Beğen : 0

Kerramiyye Mezhebinin kurucusu Ebû Abdullah Muhammed b.Kerrâm'd ır. İbn Kerrâm sûfi ve mutaassıb bir şahsiyetti. Sırtında bir post, başında bir külah taşıyan bu zat, yoksulluk içinde yaşar ve aza kanaat ederdi. Aslen Sicistan'ın merkezi Zerenç ahalisinden idi İlmi ve kabiliyeti derin değildi. Birçok yerlerde dola şmıştı. Mekke civarında beş sene kadar ikâmet etti. Daha sonra Nişabilr'a geldi. Bu zamanda bu memleketin hükümdarı Tahir b.Abdullah idi. İbn Kerrâm, Allah' ı tecsim etmesi ve iman hakkında fikirleri ileri sürmesi yüzünden hapsedildi. Bir aralık hapishaneden çıkarıldı. O da memleketi olan Sicistan'a gitti. Burada kendine ait her şeyi sattıktan sonra tekrar Ni şabur'a döndü. Bu defa da Beni Tahir'in son hükümdar ı olan Muhammed b Tahir tarafından hapsedildi. Bu şehirde geçen 14 senelik hayatının yarısı hapishanede geçmişti. Va'zetmeyi ve hadis rivayet etmeyi severdi. Va'z ım tuğladan yapılmış bir kürsü üzerindeki postuna oturarak yapard ı. Kendisine Nişâbûr, Herat, Şurin ve Afşin civarında pek çok taraftar sa ğlamıştı . Bir ara kendisinin Nişabûr'da kalması mahzurlu görülerek şehirden taraftarlar ıyla birlikte çıkarıldı. Bunlar Nişabılr'dan Kudüs'e gittiler, yalnız Kudüs'te 20.000 kadar kerrami vard ı. Semerkant'ta hangâhlar kurmuşlardı. İbn Kerrâm H.255 / M. 868 yılında öldümüştür.

En meşhur eseri Azâb al-Kabr'd ır.

İbn Kerrâm çok defa kendisini bir veli olarak göstermek isterdi. Allahi tecsim1 hususunda bilginler tarafından izahlar istendiği zaman, ya ilmi esastan yoksun cevaplar veriyordu yahut da söyledi ği her şeyin ilhama dayandığını ileri sürüyordu. Kendisinin zühd ve takvaya zâhiren çok önem vermesi, kültürsüz kimseleri kand ırmasım kolaylaştırıyordu. Mesela' hapisanede iken Cuma namaz ı için abdest alır ve kapıya doğru hareket ederdi. Gardiyana camiye gidece ğini bildirirdi. Gardiyan onun dışarı çıkmasına engel olunca, mesuliyeti üzerinden att ığını düşünerek ferahlard ı . Taraftarları Kudus, Semerkant ve Ni şâbur dolaylannda çoktu. Hatta bunlar Kudüs ve Semerkant'da hangâhlarda tedris yaparlardı.

İbn Kerram'ın muakkipleri aras ında en meşhur olan kimse Ebıl Ya'ktib İshak b.Mahmiş'tir2. Bu zat Iran taraflar ından olan 5.000 kadar insanı müslüman yapmağa muvaffak oldu. Bu sebeple Gaznelilerden EMIL Sebüktekin, İshak b.Mahmiş 'i diğer mezhep saliklerine tercih etmeğe başladı. Mahmılt b.Sebuktekin de kendi zamamnda Kerrâmileri korumağa devam etti. Bu sıralarda Fatımiler'in batıni daileri (propagandac ıları) Horasan taraflannda faaliyet gösteriyordu. Hükümdar Mahmût b.Sebüktekin gizli memurlar ı vasıtasiyle Batmileri tâkip ettiriyordu. Nihayet Ni şabilr'da bazı batıni dailer yakalandı. Bunlar teşkilâtın gizli bazı elemanlarını haber vermek zorunda kald ılar. Bu durumdan, Kerrâmilerin o zamanki reisi İshak b.Mahmiş faydalanmak istedi. Kendisine muhalif olan birçok kimseleri Batınilikle suçlanmaya başladı. Bu durum Nişâbûr dolaylarmda deh şet uyandırmağa başladı . Itham edilmekten korunmak için bir çok kimseler Kerramilere fidye veriyorlard ı. Böyle yapmayan birçok kimseler şikayet ediliyor ve takibata uğruyorlardı .

Bu esnada Imad al-Islam ünvaniyle macruf olan Ni şabûr fâkihi Said b.Muhammed hac vazifesini ifa etmek amaciyle Ni şabûr'dan ayrıldı. İlkin Bağdad'a vardı. Orada Halife al-Kadir Billah' ın huzuruna kabul edildi. Durumunu halifeye anlatt ı. Halife de Kerrâmiler hakk ında alınması gereken baz ı tedbirlere dair Muhammed b.Sebüktekin'e hitâben bir mektep yaz ıp Said b.Muhammed'e teslim etti. Bu zat da Hac vazifesini ifa ettikten sonra Gazneye dönüp geldi. Halifenin yazd ığı mektup Mahmud b. Sebüktekin'e verdi. Hükümdar mektubu okuyunca derhal Kerrâmiler'in o zamanki reisi İshak b.Mahmiş'i huzuruna çağırtarak Allah Teala'nın cisme benzetilemiyece ğini söyledi. İshak, Hükûmdarın artık kendisini tasvip etmedi ğini anhyarak tecsim hakkındaki iddialarını inkâr etti. Hükümdar da bütün valilere emir yolla ıyarak Allah Teala'yı cisme benzeten vaizlerin cezaland ınlmasım istedi. Böylece Kerramilerin nüfûzuna ağır bir darbe vurulmuş oluyordu.

Gazneli hükümdar Halife'den mektup getiren Said b.Muhammed'e bir de hil'at hediye etmi şti. Fakat kerrâmiler bu durumu kıskandılar. Saidb.Muhammed'i mu'tezili fikirlere inanmakla suçlad ılar. Bu iftira üzerine halk iki gruba ayr ıldı. Hadise büyümek istidadı gösterdi. Neticede Hüldimdarın kardeşi Nasır b.Sebüktekin hadiseyi yat ıştırdı . Fakat Kerrâmiler di ğer mezhep salikleriyle uğraşmaktan geri durmuyorlardı.

Eş'arilerden Eb ıl Bekr b. Furek aleyhinde faaliyetlerde bulundular. Esasen İbn Furek onlar ın tecsim görüşlerini bir münâzarada çürütmüştü. Onlar da bu zattan intikam almak dü şüncesiyle onu bazı hususlarda itham ettiler. Onlara göre İbn Furek, Peygamberimiz'in vefatiyle risâletinin sona erdi ğini ve hükümsüz olduğunu iddia etmiş .
Gerçekte ise bu bir iftira idi. İbn Furek bu iddiayı reddetti.

Kerrâmikr her devirde Ehl-i Sünnet bilginleriyle u ğraşıyorlardı . Bu arada Fahreddin ar-Râzi (Ölm. H.606 / M.1209) ile olan mücadelederini zikredebiliriz. Gurilerden G ıyasettin Muhammed, Fahrettin Râzr ye pek çok hürmet etti ği için onun nâmına Herat'ta bir medrese in şa ettirmişti. Herat'ta bulunan Gıyaseddin'in amcasımn oğlu Ziyaeddin, Kerrânıilerin etkisinde kalarak Fahreddin Râzrye kar şı cephe aldı . Hatta Râzryi mahcup etmek için Firtıgiih'ta Safii ve Kerrâmi âlimlerini topladı. Tertiplenen münâzarada Râzrnin hâmisi Gıyaseddin'in de bulunmasını sağladı. Miinâzara meclisinde. K errâmiler'in o devirdeki reisi İbn ul-Kıdve unvaniyle tanınan Abdülmecit b.Ömer de bulunuyordu. Münâzarada Fahreddin Râzi, İbn ul-Kıdve'ye şiddetle hücûm etti.

Kerrâmilerin reisi ise sâkin bir tav ırla mütevâzi cevaplar veryordu. Münakaşa'nın uzamasına sinirlenen Gıyaseddin meclisi terketti. Neticede Kerrâmiler, Fahreddin Râzi kar şısında cevabtan âciz hale dü ştüler. Fakat m.ünazaradan sonra yenilgilerinin intikam ını almak amacıyla hakarete uğradıklarını iddia ettiler. Halk aras ında karışıklık ve ikilikbaşladı. Neticede Fahreddin Râzi, Firûzgûh'tan uzakla ştırılarak zuhur edecek olaylar önlendi 3 .Hicri IV. üncü yüz yılın ikinci yarısında faaliyet gösteren Ibrahim b.Muhâcir adında diğer bir Keramiler de bazı sapık görüşler ortaya atmıştı.

Ona göre Allah'ın bütün isimleri arazdır. Hattâ Allah lâfz ı, kadimbir cisme girmiş bir arazdır. Rahman, Rahim ve Hâlik gibi Allah tealânın diğer isimleri de birer arazd ır. Ona göre Allah, Rahman'dan başkadır. Her iki isim de bir kadim cisme girmiş arazlardan ibaretir. Keza Hâlık, Razık'tan ba şka birşeydir. Yine İbrahim b Muhâcir'e göre zani, kendisine zina isnad edilen kimsedeki bir arazdır. Sarık, kendisine hırsızlık isnad edilen kimsedeki bir arazdan ibarettir. Ona göre hırsızlıktan dolayı eli kesilen kimse sarık'tan başka bir varlıktır. Keza ilim, âlim, kudret, kâdir, hayat ve hayy cismin gayri olan arazlardan ibarettir.

İbrahim b.Muhâcir'in bu gibi iddiası yüzünden tertip edilen bir münâzarada, Ehl-i Sünnet bilgini Abd al-Kâhir al-Ba ğdâdi (01m. H.429 / 1037) onu ve taraftarlar ına gerekli cevapları başarıyla vermiş ve Kerrâmileri mahcup etmi ştir. Bu arada Allah' ın isimleri ve bizzat "Allah" lâfzı ibâdet edilen varlıktan ayrı bir araz say ıldığı takdirde, yapılan ibâdetlerin Allah için olamıyacağım hatırlatmıştır. Çünkü ibâdet Allah için yapılmaktadır. Kerrâmiler ise ibâdet edilen varl ık Allah'-
tan başkadır diyorlardı4.

İşte böylece ibrâhim b.Muhâeir'in iddialar ının gerçeklere aykırı olduğu ispatlanmış oldu. Kerrâmiye fırkalarımn hepsi 12 tanedir. Fakat bunlar ın en tanınmış olanları 6 tanedir. Bunlar da a ş-Sehrestâni'ye göre al-Abidiyye, at-Tuniyye, az Zerriniyye, al-Ishakiyye, al-Vahidiyye ve al-Heysemiyye'dir. Abdalkahir al-Ba ğdâdrye göre de bunları Hakaikiye, Taraikiye ve Ishâkiye diye üç kolda toplamak mümkündür. Bunlar aras ında bazı ayrılıklar bulunmakla beraber birbirlerini tekfir etmedikleri için tek bir fırka olarak incelenebilir.

Ebu Abdullah Muhammed b.Kerrâm'a göre Allah arş üzerine yerleşmiştir. Allah zat itibariyle fevk yani üst taraftad ır. Allah'a cevher denebilir. Özellikle Azâb al-Kabr adl ı eserinde "Allah'ın zâtı ve cevheri birdir. O en yüksek tabakadan ar şa temas etmektedir" dedi.

Allah için intikali, değişmeyi (tehavvül) ve inmeyi (nuz ıll) câiz gördü. Fakat ona tâbi olanlardan baz ıları "Allah arş üzerine istiva etti"5 âyetinin anlamında ihtilâf ettiler. Bazıları Allah'ın arşın bazı cüzleri üzerinde olduğu iddia ettiler. Diğer kısmı ise, Arş Allah'Ia dolu dediler.

Bunlardan Abidiyye Allah'Ia ar ş arasında muayyen bir uzaktır ve mesafe olduğunu ileri sürdü. Muhammed b.a1-Heysem ise Allah'la arş arasında nâmütenâhi mesafe oldu ğunu iddia etti. Kerrâmiye'nin çoğu Allah'ı cisim olarak gördükleri için bunlara Mücessime de denir.

Kerramilere göre Allah' ın zatında birçok hadiseler cereyan eder. Mâziden ve âtiden haber vermek, nâzil olmu ş kitapları, kıssaları, alva'dva'l vaid'i ve hükümleri, i şitilecek ve görülecek şeyleri bildirmek bu hadiselerdendir. Akıl güzel ve kötü şeyleri Şeriattan önce bilir. Şeriat'ın tebliğinden önce akıl yoluyla Allah'ı bilmek vâciptir. İmâmet nass ve tayinle olamaz. Ancak ümmetin icmâsiyle yani seçimle olur. Ancak iki ayr ı memlekette iki ayr ı imama, icma yoluyla biat eâizdir. Şam'da Hz. Muaviye'nin, aynı zamanda Medine ve Irak'ta Hz. Ali'nin imâmeti câizdir. Beni Âdem'in imân ının başlangıcını şu
âyete dayatırlar.

"Hani Rabbin, Adem oğullarından onların sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutmuş . Ben sizin Rabbiniz değil miyim demişti. Onlar da evet demişlerdi" .6 Bu âyetin hükmü sonsuza kadar bâkidir. Ancak irtidat yoluyla bu imandan dönülür. Esasen sadece diliyle "lâ ilâhe illâllah" diyen mümindir. Diliyle bunu söyliyen kalbinde küfür taşısa da mümindir. Münafıkın imanı ile nebinin imanı arasında fark yoktur. Ancak münâfık bu dünyada kendini kurtarır ve öldürülemez. Fakat öbür dünyada ebedi cezaya müstehak olur. İbn Kerrâra Allah'a a ğırlık da isnad etti. İnfitar sûresinin bir âyetini.
"Semâ Allah'ın ağırlığından yaratıldı" diye tefsir etti.

Kerrâmilere göre nübüvvet ve risâlet nebi ve resûle hulul etmiş iki arazdır. Nübiivvet ne mucize, ne vahy ve ne de ismettir. Kendisinde bu araz hasıl olan kimseyi Allah'ın resûl olarak göndermesi vâciptir.

Bunların fıkıh sahasında da saçma iddiaları vardı. Bunlara göre pisyerde, pis elbiseyle namaz kılmak câizdir. Bunlara göre pislikten temizlenmek zaruri değildir. Fakat cenabetten temizlenmek gerekir. Ölünün yıkanması ve cenaze namazı da lâzım değildir. Fakat kefenlenmesi ve gömülmesi gereklidir. Onlara göre farz namazlar ve hac vazifesi için niyet gerekmez. Fakat nafile namazlar için bu niyet lâzımdır.

Bazı imamlarla alay da ederlerdi. Meselâ Ebil Hanife ve a ş-Safirnin ilimleri bir kadının tumanı dolusu yoktur derlerdi. İmamlar hakkındaki bu gibi tahkir edici sözleri onların gerçekten ne kadar uzaklaştıklarını
gösterir 8.

Dipnot ve Kaynakça
1 Allahı tecsim etmek demek, Onu cisme benzetmek demektir.
2 Bak: Mehmed Şerefeddin, Kerrârniler, Darülfünûn Ilâhiyat Fakültesi Mecmuas ı, sayı :
11, s. 4, Istanbul 1929; Murtaza az-Zebidi, Tac al-Arusda Ibn Kerrâm maddesinde bu ismi metindeki
gibi Ebû Ya'kub İshak b. Mahmis olarak kaydetmistir. M. Şerefeddin ise Muhammed
b. Ishalc b. Mahmisat diye kaydetmistir.
3 Bak: Mehmed Şerefeddin, Kerrâmiler, Darülfünûn ılâhiyat Fakültesi Meemuas ı, sayı :
11, s. 1-9.
4 Bak: al-Bağcladi, al-Fark Beyn al-Fırak, s. 137.
5 Bak: Taha Süresi, âyet: 5.
6 A'raf Süresi, ılyet. 172.
7 İnfitar Sûresi, âyet. 1.
8 Bak: al-Milel Va'n-Nihal, e I, s. 180-193; at-Tabsir, s. 99-103; al-Fark Beyn al-Fuak,
s. 130-138; al-Fırak al-ıslâmiyye, s. 59; Mehmed Şerefeddin, Kerrâmiler, Darülfümln Ilühiyat
Fakültesi Mecmuası, sayı : 11.



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi

İlgili Sayfalar

Dünya Dinleri