İslam Dini Önderleri

Ana Sayfa Biyografiler Dini Önderler İslam Dini Önderleri Beyyumiyye Tarikatı Kurucusu Ali el-Beyyumi Kimdir? Hayatı ve Eserleri

Beyyumiyye Tarikatı Kurucusu Ali el-Beyyumi Kimdir? Hayatı ve Eserleri

Beyyumiyye Tarikatı Kurucusu Ali el-Beyyumi Kimdir? Hayatı ve Eserleri
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : İslam Dini Önderleri Yorumlar : 0 Okunma : 89 Beğen : 0

1108'de (1696) Mısır'da Beyyum kasabasında doğdu. Hıfzını ve öğrenimini tamamladıktan sonra tasavvuf yoluna girerek Hüseyin ed-Demirtaşi el-adili'den Halvetiyye, Ahmed b. Abbad eş-Şazeli'den Şazeliyye, Ömer b. Abdüsselam et-Tetavuni'den Kadiriyye, Abdurrahman el-Halebi'den Bedeviyye, isa et-Tayluni'den Nakşibendiyye tarikatlarının icazetini aldı. Bundan dolayı "camiu't-turuk" olarak tanınır. İrşada başladıktan sonra Kahire'de İmam Hüseyin Mescidi civarında (Hüseyniyye) oturmayı tercih etti. Aynı semtte Zahir Camii'nde zikir halkası teşkil ederdi. İlim ve takvası, kısa zamanda etrafına geniş bir mürid kitlesinin toplanmasına vesile oldu. Eşkıyalık yapan pek çok kimsenin tövbe ederek müridleri arasına katıldığı rivayet edilir. Ayrıca ilim ve devlet adamlarından onun sohbetlerine devam eden kimseler de vardı. Ezher şeyhinin kendisine Ezher'den bir kürsü vermesi nüfuzunu daha da arttırdı. Daha sonra sadrazam olan Mısır Valisi Mustafa Paşa onu sevenlerden ve sohbetine devam edenlerdendi. Ali el-Beyyumi'nin Mustafa Paşa'ya sadrazam olacağını önceden haber verdiği rivayet edilir. Mustafa Paşa sadrazam olunca onun için bir mescid, sebil ve türbe yaptırdı. Vefat ettiğinde Beyyumiyye Camii olarak bilinen bu camideki türbesine gömüldü. Tarikat adabına dair, tasavvufi ve edebi konularda sekiz risalesi bulunan Ali el-Beyyumi'nin Cami'u'l-esrar fi ṭariḳi's-sadeti'l-Beyyumiyye adlı risalesi basılmıştır (Kahire, ts.).

Ali el-Beyyumi'nin Mekke'ye sık sık yaptığı seyahatlerde göçebe kabilelere verdiği vaazlar, Mısır'dan Hicaz'a kadar olan bölgede kurucusu olduğu Beyyumiyye tarikatının yayılmasını sağladı. Bu bölgelere gönderdiği halifeleri sayesinde müridlerinin sayısı giderek arttı. Mekke ve Medine'de Bedeviyye tarikatı mensupları kısa zamanda Beyyumiyye'ye bağlandılar. Tarikat, kurucusu ve halifeleri zamanında Arabistan, Yemen, Hadramut ve Maveraünnehir'e yayıldı; oradan İran'a, Fırat ve İndus vadilerine, Hint denizi kıyılarına kadar ulaştı. Ancak halifelerinden şeyh Muhammed Nafi'in ölümünden sonra diğer halifeleri arasında meydana gelen ihtilaflar tarikatın gücünü sarstı. Hicaz Beyyumileri ile Mısır Beyyumileri birbirinden ayrılarak her biri bağımsız hareket etmeye başladı. Vehhabi hareketinin Hicaz bölgesine hakim oluşuna kadar Mekke ve Medine'de bulunan çok sayıdaki Beyyumi tekkesi hacılara sağlık hizmeti veren birer ocak görünümündeydi. 1880'li yıllarda Mekke'de sekiz, Cidde'de altı, Medine ve Taif'te de birkaç tane Beyyumi tekkesi bulunduğu bilinmektedir. Beyyumiyye bugün Mısır'ın en yaygın tarikatlarından biridir.

Bedeviyye ile Beyyumiyye arasında önemli benzerlikler bulunmakla birlikte adab ve erkanlarında bazı farklılıklar vardır. Beyyumiyye genellikle "esma-i seb'a" zikrine önem veren bir tarikat olup cezbe, mücahede ve teslimiyet esaslarına dayanır. Bedeviyye'de tarikata intisap, şeyh ile mürid musafaha halinde iken şeyhin müride tövbe telkiniyle gerçekleşir. Beyyumiyye'de ise telkin sırasında şeyh ile mürid, ellerinin parmakları karşılıklı olarak birbirine iyice geçmiş bir halde bulunurlar. Bedevi zikrinde dervişler ayakta vücutlarını bele kadar büker, kollarını serbest bırakırlar; Beyyumiler ise vücutlarını bükünce ellerini çapraz olarak göğüsleri üzerine koyar, başlarını kaldırıp doğrulurken ellerini çırparlar.

Beyyumiyye Anadolu ve Balkanlar'da hemen hemen hiç yayılmamışsa da Bedeviyye tarikatı mensupları vasıtasıyla İstanbul'a getirilmiştir. Cemaleddin Server Revnakoğlu, Kocamustafapaşa'daki Ağaçkakan Bedevi Dergahı ile Eyüp-İslambey Bedevi Tekkesi'nin Beyyumi olduğunu belirtmektedir. "Ya Allah hu!" diyerek ve el çırparak yapılan Beyyumi zikri İstanbul'da Bedevi ve Rifai dervişleri tarafından şu şekilde icra edilirdi: Ayakta başlayan ism-i celal zikri zakirbaşının yönetiminde bir süre devam ettikten sonra şeyh efendinin kapıda görünüp uzunca bir "hu!" demesiyle Beyyumi zikri başlardı. Kıyam safı bozulmadan aralar açılır ve yarım halka teşkil edilirdi. Artık ism-i celal zikri, harf-i nida ile birlikte "ya Allah!" şeklinde yapılırdı. Nida harfi uzatılır ve bir müddet "ya hu!..", "ya Allah, ya daim!" şeklinde kıyam zikrine devam edilirdi. Sesler perde perde yükselir ve alçalırdı. Hareketler hızlandığında dizler ara sıra yere vurulur, vücut, gövde ve ayaklar daima hareketli olurdu. Zakirler öne, arkaya, sağa, sola düzenli olarak gider gelirdi. Ayaklar kıyam zikrinde olduğu gibi bir yere çakılıp kalmaz, ayak parmakları üzerinde yarım çark halinde dönüşler yapılırdı. Soldan sağa, sağdan sola düzgün, ölçülü bir şekilde tekrarlanan bu hareketlerin sonunda saflar toplanıp sıklaşırdı. Omuzlardan tutularak ağızlardan "hay" ism-i şerifi dökülür ve dizler yaylandırılır, başlar kıyam zikrinde olduğu gibi öne ve arkaya sallanır; "Allah Allah hu, rabbena ya rahman!" denilerek zikir tamamlanırdı. Beyyumi zikri Osmanlılar'ın son devirlerinde ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Eyüp-İslambey Bedevi Dergahı'nda icra edilmiştir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi

Yorum Yaz


Yazdığınız yorumların genel ahlak kurallarına uygun olmasına özen gösteriniz. Ayrıca yazdığınız yorumlarda isminiz e postanız eksik yanlış olmamalıdır aski halde yorumlarınız onaylanmaz dikkate alınmaz cevap verilmez.