islamiyet

Ana Sayfa Forum Din ve İnançlar islamiyet İman ve dünyasal hakimiyet

İman ve dünyasal hakimiyet

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Kategori : islamiyet Cevaplar : 3 Okunma : 1983 Beğeniler : 0
    İman ve dünyasal hakimiyet

    Ebu Talib hastalandığı ve ağırlaştığı zaman Kureyş'e haberi yayıl­dı. Kureyşliler birbirlerine şöyle dediler:Hamza ve Ömer, Müslüman oldular. Muhammed'in sesi, bütün Kureyş kabilesi içinde yayıldı. O halde beraberce Ebu Talib'e gidelim de bizim için kardeşinin oğlundan bir söz alsın ve bizden de ona bir söz ver­sin. Vallahi, onların idareyi bizden zorla alacaklarından emin değiliz.

    İbn İshak dedi ki; bana Abbas b. Abdullah b. Mabed b. Abbas ailesi birsinden, o da İbn-i Abbas'dan, onun şöyle dediğini haber verdi.

    Kureyş kavmi­nin eşrafı olan Utbe b. Rebia, Şeybe b. Rebia, Ebu Cehil b. Hişam, Ümeyye b. Halef ve Ebu Süfyan b. Harb, Ebu Talib'e gittiler. Onunla şöyle konuştular:

    - Ey Ebu Talib, bildiğin gibi sen bizdensin." İşte gördüğün gibi ölüme yaklaşmışsın. Biz, senin öleceğinden korkuyoruz. Bizimle kardeşinin oğlu arasındaki durumu biliyorsun. Onu çağır da bizden ona söz ver ve bizim için de ondan bir söz al ki, biz onu bırakalım.
    Bunun üzerine Ebu Talib, Hz. Peygamber'e haber gönderdi,. Hz. Peygamber yanma gelince, Ebu Talib ona şöyle dedi:

    - Ey kardeşimin oğlu, .bunlar senin kavminin eşrafıdırlar. Senin için toplanmışlardır ki, birbirinize söz veresiniz.

    Hz. Peygamber dedi ki:

    - Evet, bir kelime var. Onu bana verirseniz onunla Arab'a hakim olursunuz, Acem de onunla size itaat eder.

    Ebu Cehil dedi ki:
    - Evet, babana kurban, hadi on kelime olsun.

    Hz. Peygamber dedi ki:
    - Lâ ilahe illallah dersiniz ve Allah'tan başka ibadet ettiğiniz şeyle­ri söküp atarsınız.

    Bunun üzerine el çırparak şöyle, dediler:
    - Ey Muhammed, ilahları bir tek ilah mı kılmak istiyorsun? Senin işin çok tuhaf.

    Sonra birbirlerine şöyle dediler:
    - Vallahi bu adam, istediğiniz şeylerden size birşey verecek değil­dir. O halde gidiniz ve Allah sizinle onun arasında hükmünü verinceye kadar babalarınızın dini üzere devam ediniz. Sebatkar olunuz.
    Böyle dedikten sonra dağılıp gittiler.
    Siret-i İbn-i Hişam: Kahraman Yayınları; 2. cild, sahife 72/73

    Benzer bir rivayet de İbn-i Kesir'in El Bidâye Ve'n Nihaye adlı eserinde şöyle aktarılır.

    İbn Cerir gibi zatlar da Ebu Usame'nin A'meş'ten gelen buna benzer bir rivayetini nakletmişlerdir. A'meş, de­mişti: Abbad, bize Said b. Cübeyr'den nakletti. Böyle derken Abbas'm sözünden bahsetmemiştir. Bunu, Tirmizf de rivayet etmiş ve hasen bir hadis olduğunu söylemiştir. Bu hadis, Beyhakî tarafından da nakledil­miştir. Onun rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir:

    «Ebu Talib hastalandı. Kureyşliler yanma geldiler. Hz. Peygamber de yanma geldi. Ebu Talib'in yanı başında meclis toplanmış vaziyette iken Ebu Cehil kalkıp Hz. Peygamberi tebliğden menetmek istedi ve onu Ebu Talib'e şi­kayet etti.

    Ebu Talib Hz. Peygamber'e: "Ey kardeşimin oğlu! Kavminden ne istiyorsun?" diye sordu.

    O da şöyle cevap verdi:

    «Ey Amca, ben onlardan sadece bir tek kelime istiyorum ki, o kelime sayesinde Araplar onlara boyun eğer, Acemler de onlara cizye öder

    Ebu Talib sordu:

    - O kelime nedir?

    - Lâ ilahe illallah'dır.

    Bunun üzerine Kureyşli müşrikler şöyle dediler:

    - Tanrıları bir tek tanrı mı yapıyor? Doğrusu bu, çok tuhaf birşeydir!

    İbn Kesîr, El Bıdaye Ve'n-Nıhaye, Çağrı Yayınları: 3 cild. 4. Bölüm

    Tanrı elçisinin evvel emirdeki görevi, ilâhi prensiplerin insanlara duyurulmasıdır. Çünki; hiç kimse RAB'bi gözüyle göremiyeceğine göre; bizler, O'nu ancak elçileri aracılığıyla aktardığı prensiplerinden tanıyabilir ve bu prensipleri algılayıp, içselleştirerek iman edebiliriz. Yâni, Tanrısal prensiplerin insana akttarılmasındaki temel amaç; erdemli insan yetiştirmektir. Çünki bir imanlı ancak erdemli insan olarak şu âyetin işâret ettiği şerefe ulaşabilir.

    "Tanrı, ‹‹İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım›› dedi ..." Yaratılış: 1/26

    Mekke eşrafının İslam peygamberi ile anlaşma yapma isteği üzerine, Muhammed'in onlara kendsine iman etmeleri karşlığında, Arap ve Acem üzerinde hâkimiyet vaad etmesi düşündürücüdür. Çünki iman kitlesel değil, bireysel bir eylemdir. Üstelik Yaradana şartlı iman olmaz. İman için araya şart koyan Tanrı'ya değil, o şarttan elde edeceği menfaate iman etmiştir. Böyle bir ortamda samimi iman mümkün değildir.. Şartların sahibi RAB'dir; dileyen kabul eder, dileyen reddeder..

    Bir "Tanrı elçisi"nin imanı karşılıklı ticaret mantalitesinde düşünüp siyaset üretmesi gerçekten ilginç!...

    Diğer taraftan Kureyş eşrafı İslâm peygamberinin ilginç teklifini, gerçekleşeceğine inanmadıkları için mi; yoksa Muhammed dünyayı da vaad etse, dinlerinden dönmeyecekleri için mi reddettiler; o da ayrı bir muammâ

    İmza

Din sadece bireysel değil aynı zamanda kitleseldir…

  • Burak Kaya
    Burak Kaya
    dunyadinleri.com/burak2c264
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : DiğerYerler
    Meslek : Öğrenci
    Giriş : 103
  • Yazan : Burak Kaya Tarih : Beğeniler : 0

    Din sadece bireysel değil aynı zamanda kitleseldir.Ve İslamın dünyasal bir hakimiyet vaadi olduğu da açıktır.Bu vaat Darüsselam/Evrensel Barış yurdudır.Allahtan başkasından korkulmadığı,ruhbanların,devlet adamlarının değil yalnız Allahın otorite kabul edildiği,inanca yönelik baskının son bulduğu dünyadır.Kısacası Cennettir.Uhrevi Cennete ulaşmak için Dünyevi Cenneti kurmamız gerek.Bunun içinde Tevhidi/Birliği hakim kılmamız,barış,dalet ve özgürlük ateşini Dünyanın her yerinde yakmamız gerek.İsa da Gökleri Krallığı demiyor muydu?

    Papaz Ernesto Cardenal'in ifadesiyle:Gökyüzü Krallğı Yeryüzüne insin!

    İmza

    Naziler komünistleri götürdüklerinde sustum. Çünkü ben komünist değildim... Sendikacıları götürdüklerinde sustum. Ben sendikacı değildim... Sosyalistleri içeri aldıklarında sustum. Ben sosyalist değildim... Yahudileri tutukladıklarında sustum. ...Çünkü ben yahudi değildim... Sonra benim için geldiler. Ve artık ses çıkaracak kimse kalmamıştı." - Martin Niemöller.

Tüm dinlerde dünyayı yönetmek isteği vardır. Öyle…

  • Zeynep TAŞDEVİREN
    Zeynep TAŞDEVİREN
    dunyadinleri.com/zeynepp
    buradaydı
    Cinsiyet : Bayan
    Şehir : İzmir
    Meslek : Bankacı
    Giriş : 27
    İnandığınız Din : Agnostik
    İnançlı Birimisiniz? : Belirtmiyor
  • Yazan : Zeynep TAŞDEVİREN Tarih : Beğeniler : 0

    Tüm dinlerde dünyayı yönetmek isteği vardır. Öyle olmasa bukadar din savaşı çıkarmıydı. Hristiyan misyonerler gronlanddan avustralyaya adım adım isayı satıp karşılığında topraklara ve insanların hayatlarına el koyarmıydı. İslam diğer dinlere göre daha az misyoner. aksi olsa osmanlı girdiği her yerde insanları islamlaştırırdı. yanılıyormuyum?

    İmza

    Yaşamak Düğünse Ben Orda Gelinim :)

Alıntı Burak Kaya Demişki : Din sadece bireysel de…

  • Ârif Cemil
    Ârif Cemil
    dunyadinleri.com/murat83871
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : Manisa
    Meslek : Serbest
    Giriş : 2174
    İnandığınız Din : Belirtmiyor
    İnançlı Birimisiniz? : İnançlıyım
  • Yazan : Ârif Cemil Tarih : Beğeniler : 0

    Alıntı Burak Kaya Demişki :
    Din sadece bireysel değil aynı zamanda kitleseldir Ve İslamın dünyasal bir hakimiyet vaadi olduğu da açıktır Bu vaat Darüsselam Evrensel Barış yurdudır Allahtan başkasından korkulmadığıruhbanlarındevlet adamlarının değil yalnız Allahın otorite kabul edildiğiinanca yönelik baskının son bulduğu dünyadır Kısacası Cennettir Uhrevi Cennete ulaşmak için Dünyevi Cenneti kurmamız gerek Bunun içinde Tevhidi Birliği hakim kılmamızbarışdalet ve özgürlük ateşini Dünyanın her yerinde yakmamız gerek İsa da Gökleri Krallığı demiyor muydu Papaz Ernesto Cardenalin ifadesiyleGökyüzü Krallğı Yeryüzüne insin


    Cevap :

    Sanırım; yazılanları dikkatle okumak yerine, İslâma karşı getirilen her eleştiriye bir "cevap" bulma telâşına kapılıyorsunuz. Bu itibarla, benim yazdıklarımla, sizin mevzû ile alâkalı mutâlaanız arasında, fersah fersah fark bulunuyor.

    Bakın Muhammed ne vaad etmiş ?

    "Evet, bir kelime var. Onu bana verirseniz onunla Arab'a hakim olursunuz, Acem de onunla size itaat eder."

    "Ey Amca, ben onlardan sadece bir tek kelime istiyorum ki, o kelime sayesinde Araplar onlara boyun eğer, Acemler de onlara cizye öder"

    Bu defâ, ilgili kısımları koyu ve altı çizlmiş vaziyette aktardım ki, gözden kaçmasın. Muhammed'in bu sözlerinden, "Dârüsselâm/Evrensel barış yurdu" anlamını nasıl çıkardınız, bilemem. " Bana tâbi olur, söylediklerime itaat ederseniz, tüm Arab ve Acem de, size itaat edecek" diyor.

    İslami litaeartürde "Allah'ın hâkimiyeti" MESİH inancında "Göklerin egemenliği" olarak bilinen husus dikkatli okunmalı ve iyi anlaşılmaldır. İnsanlar iman/inanç bağlamında özgür oldukları ve melekler gibi günah işlemeyecek bir tabiata sahip bulunmadıkları müddetçe, dünyanın tümünde görülecek bir "Tanrısal egemenlik" ham hayâldır. Sizin o bahsettiğiniz "Barış ve esenlik" işin edebiyat kısmıdır. Teori bulutları üzerinden inip, ayağımızı yere basınca görürüz ki, kitlesel iman dediğiniz noktaya gelindiğinde insanlar acımadan birbirini boğazlamışlardır. Bırakın tüm dünyayı; İslam'ın Arap yarımadasına kılıç marifetiyle hâkim olması ve İslâm peygamberinin ahirete irtihalinden kısa bir süre sonra; Cemel vak'asında 10.000, Siffin savaşında 70.000 insan ölmüştür. Bu sayıya Ebubekir'in halifeliği sırasında zekât vermeye yanaşmayan kabileler üzerine yapılan saldırılarda (Ridde olayları) ölenler dâhil değildir. Üstelik bu öldürmeler, İslâm peygamberinin rahle-i tedrisinde yetişmiş "ashab" döneminde olmuştur. Peygamber terbiyesinden geçenler böyle yapmışlarsa; ilâhi otorite şimdiklerin eline geçtiğinde durum ne olur; hiç düşündünüz mü acaba ?

    Luka: 6. bölüm

    44 -Her ağaç meyvesinden tanınır...
    Yoksa beğenmediğiniz her İslâmi veriyi "yok" sayma yoluyla işin içinden sıyrılmayı mı düşünmektesiniz ? Hadisler, nihayetinde bir inanç mevzûsudur. Kabul edip etmemek, sizin bileceğiniz iştir. Ama; tarihsel bilgi ve belgelere karşı çıkamazsınız.

    Hayâl dünyâsında yaşamayın.

    Laiklik; insanoğlunun çıkarcı/yobaz otoriteden kurtuluşunun sigortasıdır. "Alah adına" yetki alıp kılıçla din yayan Muhammed ne yapmışsa, ondan sonra gelenlerin ki daha mâsum olmayacaktır. Kaldı ki; Muhammed, mümkün mertebe kişisel kinlerinin, amaçlarını perdelemesini önlemek için çok dikkat etmişse de; açık verdiği zamanlar da olmuştur. Örnek; Ben-i Kureyzâ katliamı..

    Hiç bir elçi/peygamber "Allah adına" otorite kullanamaz. Çünki insan yaratıcı gibi hatâsız değildir, Bu otorite kullanımı bir yöntem olarak sonraki nesillere ilâhi emir gibi aksettrilirse, İşte o zaman sn prof. Yaşar Nuri ÖZTÜRK hocanın tâbiriyle "yedek ilahlar" ortaya çıkar.Yerleşmiş şeriatte öyle esnek noktalar var ki, insanlar bunu kendi insiyatifleriyle ve fakat "Tanrı otoritesi" gibi rahatça kullanabilirler. Elçilerin görevi Tanrısal ahlâka dâir prensipleri aktarmaktır. O prensiplere evvel emirde uyması ve örnek olması gereken de elçilerdir. Halbuki Muhammed'in hayatı incelendiğinde, âyetle sâbit olmayan hususlarda hadislerin açık kapattığı görülür. Başka bir deyişle; Allah ile birlikte Muhammed de hüküm vermiştir.

    Kitlesel iman anlayışının sonuçları noktasında 16 yy Avrupasında görülen otuz yıl savaşları sonrası yüzbinlerce insan öldü. Her ne kadar bu savaşlar salt mezhepsel nedenlere dayanamsa da, din ve siyasetin iç içe olmasının sonuçları anlamında dikkatle değerlendirlmesi gereken bir hususdur.

    Bir vatandaş 700-800 bin TL ödeyip şehrilerarsı seferlede çalıştıracağı otobüsünü acemi şöfürlere teslim eder mi ? Bu kadar basit/sıradan bir mevzûda bile "ehliyet" aranırken; Yaratıcı otorotesini Tanrı hassasiyetinde kullanabilecek ehliyette insan olduğuna inanabilmek mümkün müdür ?

    Misâl; bir tv tâmircisi işyerine getirilen arızalı televizyonun onarım işini - basit bir ârızası olduğunu görünce - kalfasına bırakmış olsun. Kalfa, her ne kadar o arızayı çok rahat giderebilecek bir kapasiteye sâhip olsa da, dalgınlık veya başka etkenlerle tamirat sırasında daha büyük ve masraflı bir arızaya yol açar ise; 'Kalfa'nın sebep olduğu bu ârızanın onarım bedelini kim ödeyecek ? Tabiiki ustası değil mi ?

    Şimdi bu örneği "Tanrısal otorite" üzerine düşünellim. Kendisinin İlahi otorite adına hareket ettiğini ileri süren birisi hata yaparsa bedeli kim ödeyecek ? Tabiatıla "İlâhi Otorite"nin sahibi... Meselâ, "Allah adına" hareket edenler yanlışlıkla adam öldürürse ne olacak ? Mantıken ölenlerin tekrar dirltilmeleri gerekir. Ama asla böyle şey olamayacağı için Muhammed ölenlerin kâbilesine diyet öder. Hatta bu diyeti ödemek için, Yahudi Ben-i Nâdir kabilesinden borç ister.

    ***

    İbn-i İshak dedi ki:

    Nihayet o iki kişi onunla birlikte onun içinde bulunduğu bir bölgeye indiler. Âmirlilerin Resûlullah (Sallalahu Alyehi ve Sellem)'den bir andlaşma kefaletleri vardı. Amr b. Ümeyye bunu bilmiyordu. Onlar indikleri zaman onlara "siz kimlerdensiz" diye sordu. Onlarda, "Ben-i Âmir'deniz" dediler. Onlara mühlet verdi ve uydukları zaman üzerlerine saldırıp onları katletti. O, Resûlullah (Sallalahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabının başına getirdikleri şeyden dolayı intikam aldığını zannediyordu.Ümeyye Resulullah (Sallalahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına gelip olanları haber verdiği zaman Resûlıllah (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    "Öyle iki kişiyi katlettin ki onların diyetini ödemem lâzım."

    Siret-i İbn-i Hişam: kahraman Yayınları; cild 3, sahife- 263

    ***

    Cevâba dikkat ettiniz mi ? Ortada öldürmeyi haklı kılacak bir sebep yokken öldürülen insanların haberi "elçi"ye geldiğinde ne söylemiş ?

    Bir sürücü kazaen bir yayaya çarpıp öldürse, ilk akledeceği/hissedeceği; ödeyeceği "kan bedeli" değil, çarptığı şahsın ölmesinden ötürü çektiği vicdan azâbıdır. Şâyân-ı dikkattir; Muhammed'in ağzından çıkan ilk söz "diyet ödemem lazım" olmuştur.

    Başlarında "Tanrı elçisi" olduğu halde, İslâmın yayılış süreci ve sonrasındaki dinsel sebeplere dayanan cinâyetler dikkate alınırsa; sizin harâretle savunduğunuz "kitlesel iman"ın sonuçları rahatça görülecektir. Her insan göksel egemenliği kendi dünyasında yaşamalı, bunu sağlayabilmek için egosuyla vesair unsurlarla mücâdele edebilmelidir. Hiç kimsenin, kendi kendini kontrol etmeyi öğrenemden, kendi hayatına çeki düzen veremeden başkalaının "akıl" vermeye hakkı olamaz.

    İman, bireyseldir.

    Bizler, başkalarının iman tercihi üzerinde "bekçi" olamayız.

    İmza