Dünya

Ana Sayfa Forum Gündem Dünya Arap Birliği nasıl Batı emperyalizminin maşasına dönüştü?

Arap Birliği nasıl Batı emperyalizminin maşasına dönüştü?

  • Promete ..
    Promete ..
    dunyadinleri.com/promete5216e
    buradaydı
    Cinsiyet : Bay
    Şehir : İçel
    Meslek : Mühendis
    Giriş : 55
  • Yazan : Promete .. Tarih : Kategori : Dünya Cevaplar : 0 Okunma : 1837 Beğeniler : 0
    Arap Birliği nasıl Batı emperyalizminin maşasına dönüştü?

    Arap Birliği, Batı emperyalizmine Libya müdahelesinde verdiği desteği, Suriye'ye müdahelede de "demokrasi ve insan hakları adına" vermeyi sürdürdü. Hem Batı'nın hem de Arap Birliği'nin ikiyüzlülüğünü deşifre eden Finian Cunningham'ın makalesinin çevirisini veriyoruz.

    Ortadoğu Levant'ının (Doğu Akdeniz) Sykes-Picot anlaşmasıyla bölünmesi, Arapların I. Dünya Savaşı sonrasındaki ihanetleri ya da Mezopotamya petrolünün İngiliz kapitalistler tarafından çalınması gibi entrikalar geçen yüzyıllarda klasik sömürgeciliğin dolaplarına uygun düşüyordu.

    Ancak bu sefer yeni sömürgeci güçlere Arapları kandırmak ve boyun eğdirmek için yardım edenler yine Araplar. Arap Birliği burada sahneye giriyor.

    Geçtiğimiz yılda, 22 üyeli örgüt, Arap dünyasının politik sınırlarını yeniden çizmek isteyen Batılı güçler için ve bunun ötesinde kendi stratejik çıkarları için de yararlı bir kılıf olarak ortaya çıktı.

    2011 başında Arap Dünyası'nda başlayan ciddi halk ayaklanmaları, demokratik kazanımları asgariye indirmek ve politik haritayı Batılıların lehine yeniden çizmek için, birçok açıdan Batılı emperyalist güçler tarafından kapsandı ve manipüle edildi. Aynı güçlerin on yıllarca Arap halklarına sefalet ve ızdırap çektiren bu baskıcı rejimleri destekledikleri gözönüne alındığında, bu ustaca edinilmiş bir başarıydı.

    Batı müdahalesinin ana teması, bu güçlerin insan haklarını ve sivil yurttaşların hayatlarını koruma endişesiyle harekete geçtiklerini iddia eden “koruma sorumluluğu” kavramı. Ancak ABD, İngiltere, Fransa ve diğer NATO devletleri son on yılda pek çok müslüman coğrafyada, bir milyondan fazla insanın ölümü ve milyonlarcasının yaralanmasıyla sonuçlanan savaşlar başlattıkları için bu güçler, iş Arap ayaklanmalarına müdahale etmek üzere bir bahane icat etmeye gelince, büyük bir inandırıcılık sorunuyla karşı karşıya kaldılar.

    Batı müdahalesinin ana teması, bu güçlerin insan haklarını ve sivil yurttaşların hayatlarını koruma endişesiyle harekete geçtiklerini iddia eden “koruma sorumluluğu” kavramı.

    Batılıların Arapların iç işlerine müdahale gündemini Arap desteğinden daha iyi gizleyebilecek bir şey olabilir mi? Arap Birliği bu rolün altını doldurdu. Arap Birliği 1945'teki kuruluşundan bu yana sadece iki ülkenin üyeliğini askıya aldı. İlki Mart 2011'de uzaklaştırılan Libya, ikincisi ise bundan sekiz ay sonra, kasımda uzaklaştırılan Suriye.

    Görünürde, Arap Birliği'nin bu önlemleri alma gereğini duymasının sebebi Vaşington, Londra ve Paris ile aynı kaygıları duyması: Yöneticilerin şiddetle bastırdıkları sivillerin güvenliği... Birliğin yaptırımı olmaksızın Batılı güçlerin müdahalesi eski moda sömürgeciliği çağrıştıracaktı. Aslında olan da bu... Ancak Batı'nın riyakar korosuna Arap seslerinin de eklenmesiyle uluslararası dayanışmaya önemli bir cila çekiliyor.

    Düzenleme şöyle işliyor: Seçilen ülkede şiddet ve istikrarsızlığı körükle, muhalif grupları silahlandır, bu grupları gizli özel kuvvetler ile yönlendir; hükümet güçleri bu isyanı bastırmaya kalkışınca da, onları insan hakları ihlali ile suçla. Ardından Arap Birliği ülkenin üyeliğini askıya alarak onu uluslararası alanda dışlanmış bir konuma itiyor ve Batılı güçlere askeri müdahalede bulunması, "koruma sorumluluğu" adına vahşet gerçekleştirmesi ve Batılı güçlerin çıkarlarına uygun rejim değişiklikleri imal etmesi için bahane yaratıyor. Bu, Arap coğrafyasındaki, diğer Arap devletlerinin yardımıyla yerleştirilen yeni sömürgeciliktir.

    Libya bu mekanizma için bir prova olarak düşünülebilir. Bu mekanizma şimdi de heyecanlı bir şekilde Suriye'de uygulanıyor. Mart ayında, Birlik üyelerinin Libya'yı red etmesinden hemen sonra yedi aylık NATO hava bombardımanı başlamış ve sonucunda binlerce sivil ölmüştü. Bu vahşetin suçu şirketlerin kontrolündeki medya tarafından örtülmüştü. Ancak kanlı Arap ellerinin de müdahil olduğu alçak bir suçtu bu.

    Arap Birliği'nin bu mekanizma inceltilirken, daha da belirgin bir rol aldığı görülüyor. Suriye'de yabancı devletler tarafından kışkırtılan ve silahlandırılan bir ayaklanma olduğu, bu süreçte Türkiye ve Suudi Arabistan'ın Özgür Suriye Ordusu denilen yapıyı Başkan Beşar Esad'ın güçlerine karşı silahlandırmada liderlik ettikleri aşikar.

    Evdeki hesap çarşıya uymadı
    Ve geçen hafta BM Güvenlik Konseyi'ne Esad hükümetine kelepçe takmak ve Libya'daki gibi bir NATO müdahalesini hazırlamak için hareket geçiren Arap Birliği oldu. Rusya ve Çin'in vetosu şu an için bu planı rotasından uzaklaştırdı. Şüphesiz Rusya ve Çin, koruma sorumluluğu adına yıldırım bir saldırı başlatmak amacıyla benzer bir Güvenlik Konseyi yaptırımının kullanıldığı Libya'dan ders aldılar.

    Arap Birliği'nin Batı'nın av köpekliği rolünü oynadığı, İngiltere Dışişleri Bakanı William Hauge'ın BM'de Rusya ve Çin'in vetosundan sonra yaptığı konuşmadan anlaşılabilir.

    Hague, “Rusya ve Çin bugün basit bir seçimle yüzyüze kaldılar: Suriye ve Arap Birliği halklarını destekleyecekler mi, yoksa desteklemeyecekler mi? Desteklememeye karar verdiler ve bunun yerine Suriye rejiminin ve bu rejimin ulusal çıkarlar doğrultusunda Suriye insanlarını vahşi bir baskı uygulamasının yanında yer aldılar” dedi.

    Bu gerçeklerin ve doğruların çarpıtılmasının en ileri örneği. Öncelikle, Rusya ve Çin “Suriye rejiminin” yanında durdu çünkü – önyargılı Batı medyasına rağmen – Esad hükümeti Suriye halkının desteğini almaya devam ediyordu. Dolayısıyla da egemenliğini koruma hakkı vardı. Ayrıca, sofu Hague'nin bahsettiği “vahşi baskı”, Batılıların ve Arap devletlerinin Libya'da yaptıkları gibi Suriye'de de yükseltmek için harıl harıl çalıştıkları şiddetle ilişkiliydi.

    İkinci olarak, Rusya ve Çin'in pozisyonu Arap Birliği'nin Suriye'deki kendi gözlemci misyonu ile de örtüşüyordu. Misyon, şiddetin önemli bir kısmının sivillerin de ölümü ile sonuçlanan “silahlı bir birim” ve “silahlı muhalif gruplar” tarafından yapıldığını raporladı ve bu Batı'nın tekelci medyasının sunduğu tek taraflı devlet şiddeti iddiasıyla tam bir tezat içindeydi. Nitekim, Birlik sekreteri tarafından gözlemci misyonu iptal edildi; zira Batı kaynaklı yanlış bilgi akışını ortaya çıkartıyordu. O nedenle, William Hague'nin ileri sürdüğünden de öte, Rusya ve Çin, Birlik'in gözlemci heyetiyle tutarlı bir biçimde davrandılar. Suriye'de olanları doğru bir biçimde rapor eden kendi gözlemcilerini desteklemeyenler ise Birlik'in yöneticileri...

    Üçüncü olarak da, İngiliz Dışişleri Bakanı'nın Suriye'ye yaptırım uygulanması için Rusya ve Çin'in “Arap Birliği'ni desteklemediklerini” öne çıkartmasına bakın. Bu birkaç kelime ile Arap Birliği'nin gerçek amacını ortaya koyuyor.

    Zira Suriye'ye karşı Batı'nın askeri saldırganlığının ahlaki ve politik meşruiyetini, tıpkı daha önce Libya'da olduğu gibi, Arap Birliği sağlayacaktı. Vaşington, Londra ve diğer Batılı güçler yeni sömürgeci stratejilerini Arapların "insani endişeleri" kılıfıyla örtecekler ve Arap Birliği ülkeleri de kendi bencil çıkarları için buna onay verecekler.

    Daha büyük resim ise işbaşındaki hükümetin Batı'nın stratejik çıkarlarına uygun olmadığı durumlarda rejim değişikliği inşası için Arap halklarının manipule edilmesine dayanan Batı oyunu. Suriye hükümetinin uygun olmamasının bir nedeni, Batı destekli İsrail saldırganlığına karşı Filistin haklarını desteklemesi.

    Ortadoğu'daki Amerikan emperyalizmine karşı direniş gösteren Hizbullah'ı desteklemesi ise başka bir uygunsuzluk. Ancak Vaşington ve müttefikleri için en önde gelen endişe Suriye'nin de ötesinde bir neden, Suriye'nin İran İslam Cumhuriyeti ile uzun süredir devam eden ittifakı. ABD ve müttefikleri Tahran'da bir rejim değişikliği için yanıp tutuşuyorlar. Esad'ın Suriye'sini devirmek Batı'nın İran'a müdahale için çıkarttığı yol haritasında bulunuyor. Suriye'nin halihazırdaki kaderi Şubat 2010'da İran'a karşı Vaşington'un önerilerini reddettiklerinde hazırlanmıştı.

    ABD ve Batı'nın askeri yol haritası Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesinden de öteye uzanıyor. Michel Chossudovsky'nin yeni kitabı, III. Dünya Savaşı Senaryosuna Doğru'da anlatıldığı gibi, Vaşington'un askeri yol haritası enerji üreticisi Ortadoğu ve Orta Asya bölgelerindeki hegemonyanın, Rusya ve Çin'i marjinalleştirmek için gerekli olduğu bir küresel hakimiyeti amaçlıyor. Rusya ve Çin arasındaki ittifak ve hem Suriye hem de İran'ın onlarla ittifakları, Batı'nın Suriye ve İran'da rejim değişikliği emellerine daha fazla itki kazandırıyor.

    Arap Birliği'nin Batılı güçlerin gündemine verdikleri haince desteğe döndüğümüzde, Birlik'in kurucu ilkelerinden birisinin üyelerinin “bağımsızlık ve egemenliğinin savunulması” olmasının acı bir ironi olduğunu görürüz. Birlik'in 1945'teki yedi kurucu üyesinden birisi olan Suriye, kardeş üyeleri tarafından tam da bağımsızlık ve egemenliğine saldırılarak sırtından bıçaklanıyor. Ve aralarındaki en hainleri de İran Körfezi'ndeki Arap ülkeleri. Suudi Arabistan ve Katar, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri olan Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman'la beraber Arapların Libya ve Suriye'ye karşı suçlamalarında en çok seslerini yükseltenler ve böylelikle, Batı saldırganlığı için en fazla zemin hazırlayanlar oldular.

    Arap Birliği ülkelerinde demokrasi ve insan hakları
    Ancak bu Arap sahtekarların devreye sokulması, Batı'nın demokrasiyi ve insan haklarını savunma iddialarından bütünüyle koptuğu nokta. İran Körfezi monarşileri kendi ülkeleri içindeki halk hareketlenmelerine karşı en baskıcı olanlar. Krallık, şeyhlik, emirlik ve sultanlıklardan oluşan bu devletler, aile hanedanlıkları tarafından halklarını demir bir yumrukla, köleleri yönetir gibi yönetiyorlar. En küçük itaatsizliğe dahi katlanamayan ve kraliyet yöneticilerini eleştirmenin suç sayıldığı bu ülkelerin, özellikle de mutlak despot yöneticileriyle Suudi Arabistan ve Katar'ın, Suriye hükümetine daha fazla siyasi reform yapması için akıl vermesi şüphesiz gülünç.

    Geçtiğimiz yılda Suudi Arabistan kendi sınırları içerisinde barışçıl gösterileri ölümlü bir şekilde bastırdı. Ve kadınların araba kullandıkları için kırbaçlandıkları ve halk önünde infazların gerçekleştirildiği Suudi Arabistan, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin işgal gücünün geçen baharda barışçıl, demokrasi isteyen gösterileri bastırmak üzere Bahreyn'e gönderilmesine liderlik etti. Bahreyn'de, Suudi liderliğindeki Körfez güçleri Vaşington ve Londra'nın da desteğiyle kadınları ve çocukları sokaklarda ve evlerinde öldürmeyi sürdürüyorlar.

    Arap despotlarının bu edimlerinin karşılığı, kendi halklarını bastırırlarken Batı'nın himayesi ve desteğinin devam etmesidir. Buna ek olarak, Sünni monarklar Batı'nın, bölge halklarının saygısını kazanmayı ve bölgeyi etkilemeyi Körfez tiranlarından çok daha fazla başaran Suriye-İran ittifakını yok etme hedefinin ortağı durumundalar.

    Suriye'nin ve başka ülkelerin iç işlerine karışan Batılı güçlerin gayrimeşruluğu ve bu gündeme sahip çıkan baskıcı Arap devletleriyle kurduğu gülünç ittifak, tekellerin denetimdeki medyanın bu aldatmaca karşısındaki kasıtlı körlüğü sayesinde gizlenebiliyor. Elebaşlarına -Batı'nın mücrim devletleri ve Arap tiranları- şöyle bir bakılacak olursa bu, düpedüz bir eşek şakası.

    İmza