İslam bilimleri literatüründe zahir-batın ayırım

İslam bilimleri literatüründe zahir-batın ayırım
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : Zahiriyye Mezhebi Yorumlar : 0 Okunma : 1251 Beğen : 0

Zahiriyye Davud b. Ali ez-Zahiri (ö. 270/884) tarafından kurulan fıkıh mezhebi. Sözlükte “ortaya çıkmak, görünmek, tezahür etmek” anlamındaki zuhur kökünden türeyen zahir (çoğulu zavahir) “bir şeyin dışı ve görünen kısmı” manasına gelir; karşıtı batındır (bir şeyin görünmeyen iç kısmı).

Zahir nitelemesi ve zahir-batın ayırımının İslam bilimleri literatüründe birbiriyle bağlantılı üç farklı düzeyde kullanıldığı görülür.

1. Zahir terimi en genel anlamda Kur’an lafızlarının gerçek anlamının zahir anlam olmadığını, asıl olanın iç anlam (batın) olduğunu ve bunun özel kişiler tarafından bilinebileceğini öne süren gizemci eğilimlerin karşıtı olarak kullanılmıştır. Zahir mananın esas olduğunu ve bir gerekçe bulunmadıkça bu anlamın aşılamayacağını öne süren Ehl-i sünnet ve Mu‘tezile bu yönüyle zahiri esas alan grupta yer alır. Şia’nın çoğunluğunu da bu kapsamda düşünmek mümkündür. Buna mukabil umumiyetle Şii-Batıni gruplar (ve bazı felsefi yaklaşımlar) batını esas alıp zahiri dikkate almayan veya zahiri aşan grubu meydana getirirler. Dinin ana metinleri olan ayet ve hadislerin anlaşılması konusunda zahir mananın esas olduğu İslam mezheplerinin çoğunluğunun genel prensibidir. Bu ilkenin anlamı ve amacı, şeriatın temelini teşkil eden ayet ve hadislerin zahir anlamlarını “buharlaştıracak” her türlü te’vili önlemektir. Dil bir diyalog ve anlaşma aracı olduğuna göre ayet ve hadis metinlerinin anlaşılması hususunda zahir mananın öncelikle dikkate alınması ve anlama sürecinde pergelin sabit ayağının bu zahir anlam üzerine konulması doğal ve kaçınılmaz kabul edildiğinden bu durumu esas alanlar ve bunu savunanlar için “zahiri” nitelemesi yapılmamıştır. Te’vili haklı kılan bir gerekçe bulunmadıkça zahir mananın terkedilemeyeceği ilkesi fıkıh ve fıkıh usulü yanında kelam ilminde de özellikle vurgulanmaktadır (Teftazani, s. 105-106). İslam mezheplerinin tamamı bir te’vil çizgisi üzerinde tasavvur edilirse, Batıniyye ve bazı İslam filozofları te’vile en açık ve bu kapıyı en fazla zorlayan gruplar iken Zahiriyye ve bazı ehl-i hadis grupları zahir manayı hakim kılmaya en fazla ısrar eden, dolayısıyla te’vile en uzak kesimlerdir. Ehl-i sünnet ve diğer mezhepler ise te’vile açık olup olmama hususunda bu iki uç arasında farklı noktalara konumlanırlar.

2. Zahir-batın ikilemesi veya karşıtlığı fıkıh ve tasavvuf disiplinlerinin konu, amaç ve yöntemleri arasındaki farkı göstermek için kullanılır. Fıkıh ilmi insanların dışa yansıyan eylemlerinin hükmünü belirlemeyi konu edindiğinden gerçekleşen ve objektif olarak gözlenebilen eylemleri (amel) dikkate alıp onlar hakkında hüküm verir. Bu yönüyle fıkıh ilmi zahir ilmi (fıkhü’z-zahir) diye nitelendirilir. Ahlak ilmi veya diğer adıyla tasavvuf ilmi tabiri daha çok kalbin tasfiye ve tezkiyesini, insanın içinin arındırılmasını konu alır ve batın ilmi (fıkhü’l-batın) olarak nitelendirilir. Zahir ilmi-batın ilmi ikilemesinde zahir ilmi ya da batın ilmi esas itibariyle küçümseyici bir içerik ve niteleme taşımasa da zaman zaman ehl-i batın ile ehl-i zahir birbirlerinin konumlarını bu ifadelerle eleştirmiştir. Fakat Ehl-i sünnet içindeki umumi kabule göre fıkıh ilmi ve tasavvuf ilmi bağlamında zahir-batın ikilemesi bir şeyin iki farklı gerçeklik boyutunu, madalyonun iki farklı yönünü belirtir. Literatürde ve özellikle klasik sonrası literatürde bundan dolayı “ehl-i batın” dendiğinde sufiler, “ehl-i zahir” dendiğinde ise fukaha ve mütekellimin nlaşılır. Aslında tasavvufun Batıniyye ile düşünsel ilişkisi dikkate alındığında, öte yandan da zahir ilim mensuplarının Zahiriyye ile ilk üç şer‘i delilin hakimiyeti konusunda aynı düşünceyi benimsedikleri göz önünde bulundurulduğunda zahir-batın ikileminin bir önceki maddede sözü edilen zahir-batın ayırımının bir uzantısı olduğu söylenebilir.

3. Fıkıh usulünde zahir kelimesi “hükmün konuluş gerekçesi” veya “söylenen sözle kastedilen mana” anlamına gelen “mana” karşıtı olarak kullanılır (Abdülaziz Buhari, I, 72). Bu anlamdaki zahir genelde ta‘lil, re’y ve kıyas karşıtlığını ifade eder. Bu kullanımda manaların hakikatleri ve hükümlerin konuluş gerekçeleri üzerinde düşünmeyen, sözün söyleniş amacını dikkate almadan ayet ve hadisleri sadece ilk bakışta anlaşılan zahir manalarına göre anlayan kişilere zahir ehli (ehlü’z-zahir, ashabü’z-zevahir) denilir. Buna karşılık, mananın tesbit ve tatbikinde şariin amacını dikkate alanlara ehl-i batın denilmeyip bunun yerine ehl-i re’y tabiri kullanılır. Ehl-i hadis ve ehl-i re’y ayırımı da bu temelde ortaya çıkan bir ayrışmadır; ehl-i re’y ahkam-ı şer‘iyyenin mana ve maksatlarına daha fazla başvururken ehl-i hadis hükümleri yüzeysel olarak anlamakta ısrar etmekte, onların amacı ve gerçekleştirmek istedikleri hedefi tanımlamaya dönük sorular sormayı reddetmekteydi. Bu yaklaşımıyla bilhassa ilk ehl-i hadis hareketinin Zahiri düşüncenin oluşumuna katkısı açıktır.

Günümüzde Hindistan´ın Bhopal eyaletinde bulunan müslümanlar arasında mensubu bulunan Zahiri Mezhebi ile ilgili konuları bu kategorideki başlıklar altında detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi