Endülüs’te Zahirilik

Endülüs’te Zahirilik
Yazan : @Dünya Dinleri Tarih : Kategori : Zahiriyye Mezhebi Yorumlar : 0 Okunma : 1703 Beğen : 0

Zahirilik asıl Endülüs ( ispanya )bölgesinde hayatiyet kazanmış ve belli bir süre etkili olmuştur. Zahiriliğin Endülüs’teki en parlak dönemi İbn Hazm zamanı ve sonrasında olsa da İbn Hazm’dan önce de Endülüs’te Zahirilik anlayışına sahip kimseler bulunmaktaydı. Bunlardan biri, Zahiriliği ilk defa Endülüs’e götürüp tanıtan Davud b. Ali’nin öğrencisi Abdullah b. Muhammed b. Kāsım b. Hilal (ö. 272/885), diğeri ise Münzir b. Said el-Belluti’dir. Belluti, Doğu’ya gidip Zahiri hocalarından ders almış, ardından Endülüs’e dönmüş ve Kurtuba’da kadılık yapmıştır. Ancak Belluti’nin kendisi Zahiri olmasına rağmen Maliki mezhebine göre hüküm verdiği belirtilmektedir. Bunların dışında birçok kaynakta her ne kadar Zahiri mezhebine mensup kabul edilmese de en azından Zahiriliğin temel görüşü arasında yer alan naslarla yetinme fikrinin Endülüs’te yayılmasında önemli katkısı bulunan Bakī‘ b. Mahled’den bahsetmek gerekir. Ehl-i hadis arasında yer alan ve Zahiriliğin Endülüs’te gelişmesine zemin hazırlayan bir alim olması sebebiyle İbn Hazm kendisinden birçok yerde övgüyle bahsetmektedir (Resaǿil, II, 187). Doğu’da olduğu gibi Endülüs’te de Zahiriler’le hadis ehli arasındaki yakın ilişki çok belirgin biçimde kendisini göstermektedir. Başlangıçta hadis çalışmalarının çok gelişmediği Endülüs’te Bakī‘ b. Mahled’den sonra hızlı bir ilerleme kaydedilmiş ve Zahirilik daha çok bu hareket içinde gelişme imkanı bulmuştur. Ayrıca Doğu’ya, Zahiriliğin ilk yayıldığı topraklara seyahat eden ve buradan Zahiri kitapları getiren alimler ve tacirler de Endülüs’te Zahiriliğin yaşamasına katkıda bulunmuşlardır (Adang, The Islamic School of Law, s. 117-125).

İbn Hazm’a kadar Endülüs’te ilmi silsilesini zayıf biçimde de olsa sürdüren Zahirilik, İbn Hazm ile beraber güçlü bir şekilde ortaya çıkmıştır. Esasen Zahiriliği sistematik bir yapıya kavuşturan ve görüşlerinin sağlıklı biçimde günümüze ulaşmasını sağlayan kişi İbn Hazm’dır. Muhtemelen otuz yaşına kadar Maliki mezhebine bağlı kalan ve ardından kısa bir süre Şafiiliğe geçen, bu mezhepte de tatmin olmayan, nihayet Zahiriliği benimseyen İbn Hazm’ın bu yönelişinde ders aldığı Endülüslü Zahiri alimi, İbn Müflit diye bilinen Mes‘ud b. Süleyman’ın önemli etkisinin bulunduğu söylenmektedir. İbn Hazm birçok talebe yetiştirmiş, bunların bazıları Endülüs’te, bazıları da Doğu’ya giderek Zahiri mezhebini yaymıştır. Bu öğrenciler arasında Muhammed b. Fütuh el-Humeydi, Ali b. Said el-Abdi ve Ebu amir Muhammed b. Sa‘dun el-Abderi sayılabilir. Tavaifü’l-müluk ve Murabıtlar döneminde İbn Hazm’ın öğrencileri ve etkisi sayesinde Zahirilik varlığını sürdürmüş, Endülüs alimlerinin her zaman dikkate aldıkları bir hareket olmuştur. Umumiyetle sayılarının sınırlı olması (bu dönemde 1000’in üzerindeki ulema içinde Zahiri olanlar yirmi kadardır) onların ciddi bir tehdit olarak görülmesini engellese de zaman zaman özellikle Murabıtlar’ın sıkı Malikiliği sebebiyle bazı Zahiri alimleri takibata uğramış ve cezalandırılmıştır. Fakat Bağdat’takinin aksine Zahiriler’in Endülüs’te genellikle itibarlı bir konuma sahip olduğu bilgisi vardır (Adang, Ideas, s. 335-341). Muvahhidler dönemine gelindiğinde genelde Zahirilik, özelde İbn Hazm’ın görüşleri ilgi odağı haline gelmişse de Zahiriliğin her zaman devletin resmi himayesinde bulunduğunu söylemek zordur. Her ne kadar yönetici aile Zahirilik için uygun bir ortam sağlamışsa da ekseri ulema ve halk Maliki mezhebine mensup olduğundan, yakın zamanda yapılan bir çalışmada bu dönemde Zahiri veya bu düşünceye bir şekilde yakın sadece on altı kadar ismi tesbit edilebilmiştir (Adang, Etudios Onomástico-Biográficos, s. 413-479). Bazı kaynaklarda, Muvahhidi halifelerinin üçüncüsü olan Ebu Yusuf el-Mansur’un Zahiriliği özel olarak himaye etmekle yetinmediği, başta Malikiler’inki olmak üzere füru-i fıkıh kitaplarının yakılmasını, yerine Kur’an ve Sünnet’in esas alınmasını emrettiği kaydedilir. Aslında bu devletin yöneticilerinin sadece Kitap ve Sünnet’le yetinme anlayışı Muvahhidler Devleti’nin kurucusu olan İbn Tumert’e (ö. 524/1130) kadar uzanır (M. Ebu Zehre, İbn Ĥazm, s. 521).

Brunschvig, Hafsiler döneminde VI (XII) ve VII. (XIII.) yüzyıllarda Tunus’ta Zahiri bir topluluğun bulunduğunu ve Malikiler’le rekabet içinde olduklarını belirtmektedir. O bu sonuca iki noktadan hareketle ulaşmıştır. Birincisi bazı Zahiriler’in Tunus medreselerinde müderrislik yaptığına dair bilgidir; mesela Hafız Ahmed b. Seyyidünnas el-Ya‘muri, Tevfikiye Medresesi’nde müderristi. Diğeri ise Zahiriler’in İmam Malik’e dil uzatabilmeleridir; anlatıldığına göre Zahiriler arpa ve buğdayı aynı sınıf mal sayması sebebiyle İmam Malik için şöyle demişlerdir: “Bir kedi bile Malik’ten daha fakihtir. Önüne biri arpadan, diğeri başka bir şeyden yapılmış iki lokma atsan arpayı koklayıp diğerine intikal eder” (Tariħu İfriķıyye, II, 301; Ahmed Bükeyr Mahmud, s. 65). Palencia’nın da belirttiği gibi Muvahhidler’den sonra Zahiriliğin çok zayıfladığını söylemek mümkündür. VIII. (XIV.) asra gelindiğinde Zahiri mezhebine bağlı olanlar arasında Beni Ahmer sultanlarından Gālib-Billah Muhammed’in oğlu Emir Ebu Said Ferec’e katiplik yapan şair Ahmed b. Sabir el-Kaysi ve Ebu Hayyan el-Endelüsi gibi Zahiri aliminin ismi geçmektedir (Tariħu’l-fikri’l-Endelüsi, s. 238). Ardından Zahirilik iyice güç kaybetmiş ve mensupları gitgide azalarak nihayet mezhep bir süre sonra tarih sahnesinden silinmiştir. Mısır ve Şam’da İbnü’l-Burhan’ın Zahiriliği ihya çabasından söz edilmekle birlikte İbn Haldun’un (ö. 808/1406) dediğine göre kendi döneminde Zahiriyye 'ye bağlı hiç kimse kalmamış, mezhebin görüşleri sadece kitaplarda yer almıştır (Muķaddime, III, 5). Ona göre Zahiriliğin silinip gitmesinin iki sebebinden biri mezhebin önde gelen imamlarının bulunmaması, diğeri de cumhur ulemanın bu mezhebi genel kabullere aykırı bulup reddetmesidir.



Yazar Hakkında

  • @Dünya Dinleri

    @Dünya Dinleri

    Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! https://www.alternatifforum.org

    Dunyadinleri.Com Yöneticisi